Kendimce Düşünceler - 55: Bir Kasa Göndereyim
Bulutları birlikte dağıtalım. ☀️ Onun her anı heyecan dolu. ✍️ Beşli Çağrışım: "Sadi -> Türkan Saylan" 💭 Oku: "Şarkı Hikâyeleri - Yavuz Hakan Tok" 📚 İzle: "Thelma" 🎬
☀️ Başlarken
Kendimce Düşünceler’in 55. sayısından herkese merhaba! Bazen engelleyemeyeceğimiz olaylarla karşılaşırız ve dünyamız gölgelenir. Bazen de yalnızca böyle bir karşılaşma yaşamak fikri bile bizi kaygılandırır. Bu kaygı bulutunun gölgesi çoğu zaman olayların kendisinden daha büyük olur. Her sayıda çimenlere uzanıp kaygı bulutlarını koyuna benzetiyor, dağılmaları için rüzgârları çağırıyorum. İki haftada bir çimenlere birlikte uzanmak, rüzgârlara birlikte seslenmek isterseniz Kendimce Düşünceler’e abone olmanız beni çok mutlu eder. Her zamanki gibi sevgi ve şans yanınızda olsun. 🍀
Yazılım dünyasında efsane midir bilinmez ama eğlenceli bir hikâye vardır. Tropikal meyvelerin yetiştirildiği bir çiftliğin sahibi, kendi süreçlerini yönetebilmek için özel bir yazılım sipariş eder. Ancak geliştirmekle yükümlü olan yazılımcı bir türlü işi teslim etmez. Çiftliğin sahibi çıkışır: “Nedir bu kepazeliğin sebebi?”. Yazılımcı cevap verir: “Beyefendi, ben bu tropikal meyvelerin hiçbirini daha önce yemedim ki”. Bunun üzerine çiftliğin sahibi “Bir kasa göndereyim,” der ve gerçekten de bir kasa tropikal meyveyi gönderir, yazılım da çabucak tamamlanır. Şimdi buradan işçi memnuniyeti ile iş teslim süresi arasında bir korelasyon da çıkarılabilir, üzerinde çalışılan alanda bilgi sahibi olmanın iş sonucuna olumlu etkisi de (neticede bu alanın bilgisi de papayalar ne kadar şekerlenir, hindistan cevizi neresinden delinip höpürdetilir gibi bir şeylerdir herhalde).
Ben bu hikâyeyi duyduğumda çok güldüm, çünkü aklıma bir başka sektörden benzer bir hikâyeyi getirdi. Vaktiyle bir gün bir plak şirketinin sahibi uzak bir akrabasının düğününe gider. Kalkmaya yakın, aynı masada bulundukları bir aile dostları masumca sorar, “Son zamanlarda ne tür plaklar gidiyor?”. Uzun uzadıya anlatmaya vakti, belli ki isteği de olmayan plak şirketi sahibi şöyle der: “Bir kasa göndereyim”.
Sen bize ne yap biliyor musun? Hepsinden azar azar. 😅
Tim Berners-Lee’nin World Wide Web kavramını ortaya atarken aklından geçenle, İnternetin şu an dönüştüğü küresel pazar yeri arasında dağlar kadar fark var. Sosyal medya dev bir reklam panosu gibi. Karşılaştığınız çoğu insan ya size bir şey satmaya çalışıyor ya da siz alıcı gözle bakıyorsunuz. Böyle bir ortamda gerçekten samimi etkileşimler kurmak oldukça güç. Davranışsal psikolog Dan Ariely “Predictibly Irrational” kitabında bunu piyasa normları ve sosyal normlar arasındaki bağıntı ile şöyle açıklıyor. Ailenizle yediğiniz bir yeni yıl yemeği sosyal normunuzdur. İçinde sevgi, aile bağı, karşılıksız yardım vardır. Bitirdikten sonra masadan kalkmadan önce 200 dolar çıkarıp “Yemek çok güzeldi, bunu al!” diyerek annenize para vermeye çalışırsanız buradaki ilişki artık piyasa normuna dönüşür. Piyasa normunda hizmet, bedel ve iş ilişkisi vardır. Bir başka örnek de aynı şekilde çarpıcı. Bir anaokulunda çocukları geç kalan ebeveynlere para cezası konur. Bunun üzerine geç kalmaların azalması beklenirken tam tersine artar. Çünkü daha önce sosyal norma göre “öğretmeni ve okulu zor durumda bırakıyorum” diye düşünen aileler artık piyasa normuna göre “geç kalmanın bedelini ödüyorum” diye düşünür.
Sosyal bir norm piyasa normuna son derece hızlı dönüşebilir; ama o noktadan sonra geri dönüş neredeyse imkansızdır.
Evet, tropikal meyve de yetiştirsek, müzik de yayınlasak (yani toprağı da işlesek, insan ruhunu da beslesek) piyasa normu bizi başı sıkıştığında “bir kasa göndereyim” diyen satıcı pozisyonuna sokuyor. O sebeple davranışlarımızı, piyasanın görünmez elini her şeyin üzerinde tutarak mı planlıyoruz ve genelgeçer anlatıyı mı besliyoruz, yoksa dünya için başka bir alternatif de bulunabilir mi, bunu biraz düşünelim. En azından iki ekmek bile satıyor olsak, bir tane de askıya asalım isterim.
Meyveyi birlikte yetiştirip yemeyi, müziği birlikte çalıp söylemeyi öneren Kendimce Düşünceler’i okuduğunuz için tekrar teşekkürler. Hadi başlayalım.
✍️ Blogumdan
Her sayıda blogumdan bir pasaj paylaşıyorum.
Onun Her Anı Heyecan Dolu
Güzel bakan gözleri güzeli görürdü. Aklından kim bilir neler geçerdi. Yavru kedi gibi ürkek yürürdü, adımları duyulmazdı. Her defası ayrı bir sürpriz, oysa aynı heyecandı. Uykusunda dünyayla pazarlık ederdi, o mutluyken az daha yavaş dönsün isterdi. Kelimeleri tane çilek gibi tatlı, itiraf etmek gerekir ki hitap edene afrodizyak, hitap etmeyene alerjik etkiliydi. Hem renkli hem de sade olabilirdi, gariptir bunu aynı anda da başarabilirdi. Onunla yaşam, bir Bogart/Bacall filmine benzerdi. Çekim vardı; mücadele, karizma vardı. Sonuçta güçlü bir anlaşma umudu oluşturan altruist ama adı konulmamış aşk vardı.
Film: To Have and Have Not (Howard Hawks, 1944)
💭 Beşli Çağrışım
Her sayıda beşli çağrışım isimli bir oyun oynuyoruz. Oyunun amacı, birbiriyle başlangıçta ilintisiz görünen iki kişi veya kavramı beş maddede buluşturmak. Bu sayıda Sadi-i Şirazi’den yola çıkarak Türkan Saylan’a ulaşıyoruz. Beşli çağrışım önerileriniz için abonelere açık olan sohbet bölümüne beklerim.
On üçüncü yüzyılın en önemli şairlerini listelemek istesek, Dante Alighieri, Emir Hüsrev, Yunus Emre ve Mevlânâ Celaleddin Rumi’nin yanına herhalde bir de kalın kabuklu nefis üzümleri ile meşhur Şiraz’da dünyaya gelen Sadi’yi eklememiz gerekir.
Sadi-i Şirazi’nin de içinde bulunduğu Farsçanın beş büyük şairinden diğerleri Şehname’siyle Firdevsi, Divan’ıyla Hafız, Rubaileriyle Hayyam ve Mesnevi’siyle Rumi’dir. Sadi’nin en önemli eserleri ise Bostan ve eşlikçisi Gülistan’dır.
Gülistan’ın içinde geçen Benîadem (Türkçe: Ademoğulları/İnsanlar) şiiri İsfahan işi bir halı üzerine altın harflerle işlenerek 2005 yılında kültürler arası diyalog kapsamında New York’taki Birleşmiş Milletler binasının giriş katına asılmıştır. Şiir şöyledir:
İnsanlar birbirlerinin uzuvlarıdır,
Tek cevherden yaratılmışlardır.
Devran bir uzva dert verdiğinde,
Diğer uzuvların huzuru kalmaz.
Başkasının derdiyle gamlanmıyorsan,
Sana insan demek yakışmaz.Birleşmiş Milletler’in 2030 yılı için belirlediği 17 maddelik bir Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri listesi bulunuyor. Dünya tabii ki bu listenin çok gerisinde ancak hedeflerin her biri ayrı ayrı kıymetli. Beşinci maddesi olan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’ne dikkat çekmek istiyorum.
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’nin en önemli alt hedeflerinden biri tüm dünyada kız çocuklarının eğitimidir. Cüzzamın kökünün kurutulmasına hayatını vakfetmesinin yanı sıra, dünya çapında BM örnek proje ödülünü kazanan Kardelenler projesiyle on binlerce kız çocuğunun okula gitmesine de önayak olan, 2009’da kaybettiğimiz Dr. Türkan Saylan’ı da sevgiyle anmak isterim. Bu vesileyle tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü saygıyla kutluyorum.
📚 Okuduklarım
Her sayıda, okuduğum kitaplardan biri için Goodreads’e yazdığım incelemeyi paylaşıyorum.
Şarkı Hikâyeleri
Müzik yazarı Yavuz Hakan Tok’un bu derlemesini, yıllar önce evde, Milliyet Yayınları’nın mor kapaklı meşhur 5000 Film kitabını karıştırırken aldığım tada benzer bir lezzetle bitirdim. Yazar 1960’lardan başlayarak yıl yıl seçilmiş birer Türkçe şarkıyı, 1990’ların ortalarına kadar getirmiş. Şarkıları anlatırken bestecilerden, söz yazarlarından, prodüktörlerden, vokalistlerden ve tabii ki solistlerden bahsetmeyi ihmal etmiyor. En bilinen sanatçılar, şarkılar için bile beklenmedik anekdotlar öğrenmek; bazı eserleri anımsamak hoşuma gitti. Okurken ne kadar fazla sayıda eserin yabancı şarkılara söz yazılarak oluştuğunu hatırladım, bilmediğim yenilerini de öğrendim. Yani kitabın içinde açıkçası ezoterik bir yan yok, hatırı sayılır bir kısmı ortada ancak dağınık olan bilgilerden oluşuyor; yine de büyük çoğunluğu sosyal medyanın bir yerlerine dağılmış olan bu bilgilerin böyle derli toplu antolojilere geçmesini değerli buluyorum. En sevdiklerim Rüçhan Çamay’ın kızı olan Melike Demirağ’ın Arkadaş şarkısını seslendirme hikâyesi, Melih Kibar, Erol Evgin, Çiğdem Talu ortaklığının oluşma hikâyesi, tabii bir de Tanju Okan’ın sesinden dinlediğimiz, ülkemizin ilk kadın söz yazarı olan Fikret Şeneş’in güftesiyle İki Yabancı’nın Strangers in the Night’tan devşirilme öyküsü oldu. Kitap bir anda bıçak gibi kesiliyor, dolayısıyla devamı da olan bir proje olduğunu düşündürüyor. Müziği, özellikle Türkçe sözlü müzik tarihini sevenlere öneririm.
🎬 İzlediklerim
Her sayıda, izlediğim film veya dizilerden biri için yazdığım bir incelemeye yer veriyorum.
Thelma
Alexander Payne’in 2013 tarihli siyah beyaz filmi Nebraska’yı seyredenler başroldeki Bruce Dern’in biraz aksi biraz da ağzı bozuk eşi Kate rolünde yer alan June Squibb’i hatırlayacaktır. Gençliğinden beri tiyatro oyunculuğu yapan Squibb 1929 doğumlu bir oyuncu, 61 yaşında ilk defa bir filmde yer aldı, Nebraska ile yardımcı kadın oyuncu dalında Oscar adayı olduğunda ise 84 yaşındaydı ve o yaşta, görece tanınmamış bir oyuncudan çıkan böyle beklenmedik bir performansın o dönem bayağı sükse yarattığını hatırlıyorum. “Hayatta hiçbir şey için geç değil,” cümlesinin canlı örneği olan June, ilk başrolünü 2024 tarihli filmimiz olan Thelma’da, 95 yaşındayken buldu ve filmin türüne aksiyon-macera desek yanlış olmaz. 😊 Torununu taklit eden bir çete tarafından telefonda dolandırıldıktan sonra parasının peşine düşmek için tüm bağlantılarını kullanan Thelma’nın hikâyesi birçok sürprizle ilerliyor. Filmin final jeneriğinden sonra yönetmenin kendi büyükannesinin gerçek bir videosunu da gördüğümüz üzere, birinci elden tecrübeyle yazılmış, son derece içten bir senaryo bu. Squibb’in karizmasıyla sürüklediği bu şaşırtıcı filmi Prime Video’dan izleyebilirsiniz.

✨ Kapatırken
Kendimce Düşünceler, sadık bir dost gibi, iki haftada bir pazar sabahları söz verdiği saat olan 09:00 sularında bülten formatında e-postalarınızdaki yerini alıyor. Size ilham vermesi, yukarıdaki gibi film ve kitap önerilerine erişebilmeniz için tek yapmanız gereken ücretsiz bir biçimde abone olmak.
Keyif aldıysanız kalp simgesine (❤️) tıklayarak beğenilerinizi gönderebilir, bültenin hemen altına yorum ekleyebilirsiniz (💬). Paylaşmak isterseniz restack butonunu kullanarak (🔁) ve aşağıdaki butona tıklayarak Kendimce Düşünceler bültenini paylaşabilirsiniz.
Görüşmek üzere, sevgiyle kalın 👋







