Kendimce Düşünceler - 56: Her Şeyi Çıkarsak Geriye Ne Kalır?
Kabul etmenin yollarını keşfedin. ☀️ Bir selvi hakkında. ✍️ Beşli Çağrışım: "Bayram -> Groucho Marx" 💭 Oku: "İlber Ortaylı Seyahatnamesi" 📚 İzle: "Punch-Drunk Love - Paul Thomas Anderson" 🎬
☀️ Başlarken
Kendimce Düşünceler’in 56. sayısından herkese merhaba! “Hayat siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir!” sözü John Lennon’a atfedilir ancak o da bunu Reader’s Digest’te bir makalede okumuştur. Tabii sözün doğruluğu su götürmez. Her sayıda bu sözü ispatlarcasına planlarımı değiştiren olayları usulca kabul etmenin yollarını keşfetmeye çalışıyorum. İki haftada bir pazar sabahları, bu yolları beraber keşfetmek isterseniz Kendimce Düşünceler’e abone olmanız beni çok mutlu eder. Her zamanki gibi sevgi ve şans yanınızda olsun. 🍀
Ceplerim çok dolu, boşaltmak gerek.
Belleğimdeki, hiç yoksa geçmişimdeki tüm filmler, kitaplar, şarkılar. Gezip gördüğüm, gidemeyip içimde ukde kalan yerler (o denizin mavisi - insanın gözleri yaşarır, otuyla beliyle toprak kokan köyler, bir gizli köşe var ki yalnız kral kelebeklerine aittir, dünya nedir - hepi topu 40.000 kilometre, dön dolaş yine gel). Öğüttüğüm buğday, su çektiğim ırmak, gezegenin tüm bitki ve hayvan çeşitleri. Hoşlandıklarım, hayranlık duyduklarım, sevdiklerim, çok sevdiklerim, beni seven, sayan, arayan, özleyen, hatırlayan tüm insanlar. Diyelim, hepsi gitsin.
Ama benim inandıklarım var. Duygularım, düşüncelerim, benden öteleri hayal eden zihnim, uzaklardan doğruyu fısıldayan iç sesim. Anlamaya çalışmaktan başka elden ne gelir? Zaman kısıtlı, nadiren dışına çıkabildiğim o duyguyla da vedalaşalım.
Sıcaklar yine gelsin, ceketi atayım. Gömlek, fanila, yeter mi? Hiçbir şey kalmasın, bedenimi saran deri, iskeletimi örten dokular, iliğim, kemiklerim yok olmuş, gezegene adım atmamış, daha önce yaşamamışım diyelim. Yani ne orada ne de buradayım.
Geriye ne kaldı? Hiç. İşte o hiçlik, gerçek benin ancak gölgesini oluşturabilir. Bir dolabı boşaltıp, eşyalardan kalma tozları da silince karşınıza çıkan o pürüzsüz cilayı, boş dolabın getirdiği olasılıklar denizini hatırlayın ve hafızanızda tutun. Peki desem ki hava buz gibi, donmak üzeresiniz. Ne yapacaksınız? O harikulade cilalı, içine dünyaları sığdırdığınız dolabı kırıp yakın. Isındığınızı göreceksiniz.
Belki de ben, sahip olduklarımızın değil, çıkarabildiklerimizin toplamıdır.
Peki, siz bugün kendinizden neyi çıkarabilirsiniz?
Fazlalıkları birlikte azaltmayı öneren bu sayıyı okuduğunuz için teşekkürler. Hadi başlayalım.
✍️ Blogumdan
Her sayıda blogumdan bir pasaj paylaşıyorum.
Yani, Duvarın Arkasındaki Dışarıyla
Upuzun bir selviye benzerdi. Öyle ki kelimeler ağzından dökülüp yere düşene dek epey vakit geçerdi. Konuşmazdı, gürlerdi. Sanki hiç küçük olmamıştı.
Kadınlar severdi onu, bebek sever, âşık sever gibi; Douglas Fairbanks'e, Errol Flynn'e, çok sonraları Brando'ya hayran olur gibi. Ki kahrederdi onları. Bırakıp giderdi. Her bıraktığını hatırlar mıydı? Tek unutmada yeteneksizdi herhal…
Atomun gölgesinde kalmış, savaşta mahpus, denizde kaçak düşmüş, insanın yanında insana, örneğin yeni boyalı bir hanenin, bir daldan doğan kardeş yediveren güllerin yanında kendi içine bakan; etinden-kemiğinden de derinde meknuz1 bir garip alem vardı. Kimseler anlamazdı, herkesler paylaşırdı. Şimdi seneler sonra bile, bir üşütüp bir ısıtan, yüreğine faça atıp tuz ile tütün basan o sözler, düşünerek bulunamazdı.
Yazı masası mı vardı, gramofona mı okurdu, balkonda sigara tellendirirken mi bulurdu bir güzel uyumu, yoksa gecelerini mi verirdi uygun düşecek kelime uğruna? Bilmem, merak ederim (orası ayrı).
💭 Beşli Çağrışım
Her sayıda beşli çağrışım isimli bir oyun oynuyoruz. Oyunun amacı, birbiriyle başlangıçta ilintisiz görünen iki kişi veya kavramı beş maddede buluşturmak. Bu sayıda bayramdan yola çıkarak Groucho Marx’a ulaşıyoruz. Siz hangi adımları buldunuz çok merak ediyorum. 😇 Yorumlara ve önerileriniz için abonelere açık olan sohbet bölümüne beklerim.
Kendimce Düşünceler’in bu sayısının bayrama denk gelmesi vesilesiyle herkese sağlıklı, mutlu, şanslı, güzel anılarla dolu bayramlar diliyorum.
Sanırım belirli bir yaşı aşmış herkesin özlediği o eski bayramlar var. Ancak harf oyunu yaparak da olsa, benim bu maddede bahsedeceğim özlenen bayram, geçen yıl kaybettiğimiz büyük sanatçı Edip Akbayram. Henüz dokuz aylıkken geçirdiği çocuk felci dolayısıyla sağ bacağındaki kalıcı hareket engeline rağmen, elli yılı aşan sanat yaşamı boyunca sahnelere çıkmayı, gönüllere girmeyi bildi.
Akbayram hayat boyu ezilenden, emekçiden, Cumhuriyet’in aydınlığından yana oldu, onları söyledi. Şarkıları on yıldan fazla yasaklı kaldı. 12 Eylül sonrası denetimden geçtiği ilk sefer 1993 yılının Temmuz ayıydı. Ankara’da kalarak, Sivas’ta davetli olduğu Pir Sultan Abdal Şenliği’ne gitmeyi iki gün erteledi. 2 Temmuz 1993 günü şans eseri Madımak’ta değildi. 1994 tarihli Türküler Yanmaz albümünde (bu arada kızının da ismi Türkü’dür) o ağıdı anlatır.
Edip Akbayram’ın kendine has şarkı söyleme tarzı kulağımızda yer etse de, aynı tınıyı çıkarması zor olduğundan mıdır bilinmez, geçen haftaya kadar taklidine rast gelmemiştim. Bir dönem sosyal medyada “Çözeceğiz” videosuyla çokça paylaşılan komedyen Samet Karadeniz’in sesinden, çok başarılı bir Edip Akbayram stiliyle Bohemian Rhapsody dinlemek isterseniz aşağıya buyurun:
Bohemian Rhapsody şarkısı ilk defa Queen grubunun dördüncü albümü olan 1975 tarihli A Night at the Opera’da yayınlandı. Albüm, ismini grubun çok sevdiği aynı adlı 1935 tarihli Marx Kardeşler filminden almıştı. Albüm yayınlandığında Groucho Marx henüz hayattaydı ve 1977’deki vefatının hemen öncesinde grubu Los Angeles’taki evinde ağırlamıştı.
📚 Okuduklarım
Her sayıda, okuduğum kitaplardan biri için Goodreads’e yazdığım incelemeyi paylaşıyorum.
İlber Ortaylı Seyahatnamesi
Öncelikle geçtiğimiz hafta kaybettiğimiz Prof. İlber Ortaylı'yı saygıyla yâd etmek istiyorum. Ülkemizin yetiştirdiği bu güzide aydını (bu cümleyi İlber Hoca kursa aydın yerine münevver derdi) yazdığı kitaplar, katıldığı yayınlar ve yetiştirdiği öğrenciler bünyesinde sevgiyle hatırlayacağız. Hocayı anmanın güzel bir yolu olarak, okuma seçkisine kıymet verdiğim değerli bir arkadaşımın hediye ettiği bu kitabını bir çırpıda bitirip paylaşmak istedim. İlber Ortaylı Seyahatnamesi, yazarın yıllar içinde çeşitli gazete ve mecmualarda yayınlanmış gezi yazılarının bir derlemesi niteliğinde. Yıllar önce Eski Dünya Seyahatnamesi'ni okuyup sevmiş bir okur olarak, bu kitabında da benzer tat aldım. Bu, Suriye'den başlayarak İran, Azerbaycan, Ukrayna, çok sayıda Balkan ülkesi, Avusturya-Macaristan, Akdeniz Avrupası, Baltık ve nihayetinde İskandinav ülkelerine kadar uzanan bir merak kitabı. Çok yönlü, çok bilgili insanlara has bir çeşitlilik ile anekdot üstüne anekdot, coğrafya, sosyoloji bilgileri alıyor ve tarihin farklı dönemlerine zıplamalar yaşıyorsunuz. Sonundaki uzunca bölümde ise, kendisi de bir dönem Topkapı Sarayı'nı müze müdürü olarak idare etmiş olan Ortaylı'nın dünyanın meşhur müzelerine bakışını okuyoruz. Otranto'dan Kahlenberg'e kadar tarih boyunca Türklerle karşılaşmanın Avrupalıların kolektif bilincine nasıl yansıdığını da bir miktar anlayabiliyorsunuz. Bence kitabın en duygusal kısımları, ailesinin göçmek zorunda kaldığı baba ocağı Kırım'ı ve kızına da isim olarak verdiği Tuna'yı anlattığı bölümler. Su gibi akan bu eseri tarihe merakı olan herkese rahatlıkla öneririm.
🎬 İzlediklerim
Her sayıda, izlediğim film veya dizilerden biri için yazdığım bir incelemeye yer veriyorum.
Punch-Drunk Love
Son otuz yılın en iyi yönetmenlerinden biri nihayet Oscar ödülüne kavuşmuşken kendisini filmografisinin en özgün işlerinden birisiyle hatırlamak istedim. Paul Thomas Anderson’ı Boogie Nights’tan başlayarak, Magnolia, There Will Be Blood, The Master, Phantom Thread ve son olarak One Battle After Another’la taçlanacak biçimde utangaç epik diyebileceğim bir film janrıyla özdeşleştirmek olası. Yani her açıdan görkemli, muhtemelen seyirciyi bir döneme götüren, gişe yapması da son derece olası ancak böyle bir derdi olmadığını hissettirecek kadar da havalı filmler. Punch-Drunk Love ise ne görkemli ne de bir dönem filmi, gişeye hitap etmiyor, havalı olacak bir tarafı da yok. Başrolündeki Adam Sandler’ın, filmin çekildiği 2002 yılına kadar henüz sulu zırtlaklıktan nasibini almamış bir filmi de bulunmuyor (sonradan ne kadar özel bir trajikomik oyunculuk vasfına sahip olduğunu Funny People, The Meyerowitz Stories ve Uncut Gems’de göstermişti). Anderson ise erken dönem romantik komedisine ustalık tozunu yine de serpmeyi bilmiş.
Adam Sandler’ın canlandırdığı başkarakter Barry yedi kız kardeşinin eleştiri yağmurunun eşliğinde geçirdiği hayatını, mavi takım elbisesini hiç üstünden çıkarmadan, yalnızlığının çaresini 900’lü hatlarda arayarak geçiren, pasiflikten medet uman bir genç adam. Puding kutuları biriktirerek uçuş mili kazanma hayali kurarken bir yandan da Emily Watson’ın canlandırdığı Lena’ya âşık oluyor. Barry’nin hikâyesi şu soruyu sorduruyor:“İnsan kendisini neyle tanımlar?”. Philip Seymour Hoffman’ın da yine hatırda kalacak bir kısa performans sergilediği film, yönetmenin özellikle hikâyeye hizmet eden cart renk kontrastları ve aşırı pozlama metoduyla Sandler’ı mütemadiyen gölgeler içinde göstermesiyle stilize bir tercih yaptığı, bu formülün de harika işlediği bir yapım. Punch-Drunk Love’ı iyimser finaliyle, farklı bir kendini iyi hisset filmi gibi okumak da olası. Şu sıralar Netflix ve MUBI’den izleyebilirsiniz. Öneririm.
Not: Herhalde çoğu insana göre en iyi filmi, başroldeki Daniel Day-Lewis’in de unutulmaz oyunuyla, There Will Be Blood’dır. Aşağıda paylaştığım aşırı komik Saturday Night Live skecinde Adam Driver’ı Day-Lewis’e benzer bir karakterde, oğluna kafayı takmış, hırslı bir petrol baronu rolünde, oğlunun kariyer günü etkinliği için kendi işini anlatırken izliyoruz.
✨ Kapatırken
Kendimce Düşünceler, sadık bir dost gibi, iki haftada bir pazar sabahları söz verdiği saat olan 09:00 sularında bülten formatında e-postalarınızdaki yerini alıyor. Size ilham vermesi, yukarıdaki gibi film ve kitap önerilerine erişebilmeniz için tek yapmanız gereken ücretsiz bir biçimde abone olmak.
Keyif aldıysanız kalp simgesine (❤️) tıklayarak beğenilerinizi gönderebilir, bültenin hemen altına yorum ekleyebilirsiniz (💬). Paylaşmak isterseniz restack butonunu kullanarak (🔁) ve aşağıdaki butona tıklayarak Kendimce Düşünceler bültenini paylaşabilirsiniz.
Görüşmek üzere, sevgiyle kalın 👋
Meknuz: Gömülü, saklı anlamına gelen bir sözcük.









Özellikle bloğunuzdan önceki kısım çok dokunaklıydı. Her bir satırı ince işçilikle yazılmış gibi..
Okunan kitaplar izlenen filmler ise yine listeye almalık 📍