Kendimce Düşünceler - 58: Allı Turnanı İzleyerek Yeniden Doğmak
Gelişen zihin. ☀️ Yerküre. ✍️ Beşli Çağrışım: "Arthur Miller -> Bowling for Columbine" 💭 Oku: "Behice'nin Yarım Kalan İşleri" 📚 İzle: "Past Lives" 🎬
☀️ Başlarken
Kendimce Düşünceler’in 58. sayısından herkese merhaba! Bazen inandığımız, doğru bildiğimiz normalimizi kaybedecekmişiz gibi gelir. Sabit zihin yapısı bizi olanı korumaya iter. Oysa biz aynı kalsak bile dünya yerinde durmaz, değişir. Gelişen zihin, bir zamanlar normal olanın artık bizi taşımadığını fark edebilme cesaretidir. Her sayıda eski normallerin anormal olabilme ihtimallerinin peşine düşüyorum. İki haftada bir gelişen zihin yapısını birlikte deneyimlemek isterseniz bu yayına abone olmanız beni çok mutlu eder. Her zamanki gibi sevgi ve şans yanınızda olsun. 🍀
Allı turnam, bizim ele varırsan
Şeker söyle, kaymak söyle, bal söyle
Kırşehir yöresinden Hacı Taşan’ın derlediği Allı Turnam türküsünü çocukluğumdan beri beğenerek dinlerim. Yukarıdaki dizelerini de çok severim. Çünkü turna kuşları sembolik olarak haber getiren kuşlardır ve uzaktaysanız evinize göndereceğiniz ilk haber de selamdır. Pek çok versiyonu olan türküyü, büyük sanatçı Ruhi Su’nun öğrencisi Sümeyra Çakır’ın duru yorumundan paylaşmak istiyorum:
Turnaların popüler kültüre dahil oluşu Yeni Türkü’nün Telli Turna’sından Kung Fu Panda’nın Öfkeli Beşli’sine kadar çeşitlendirilebilse de Allı Turna’nın bir farkı var. Ülkemizde Gediz Deltası ve Tuz Gölü’nde yaşayan bir tür olan flamingoya Anadolu’da allı turna denir. İster benzetme deyin, ister yanılgı. Ancak ismi alev (ing. flame) kökünden gelen ve Batı’da değişimin sembolü olarak kabul edilen flamingoya, yurdumuzda haber taşıma sembolü eklenmesi de dikkat çekici.
Peki, değişim ile haber almanın bir bağlantısı olabilir mi? Türküden de yola çıkarak biraz derinleşelim:
Eğer bizi sual eden olursa
Boynu bükük, benzi soluk yar söyle
Boynu bükük, benzi soluk. Ne çağrıştırıyor? Hastalığı ya da ölümü çağrıştırmıyor mu? İlk bölümde şeker, bal, kaymakla haber gönderen şimdi niye ölüm haberi yollar? Belki de burada ölen, beden değil, bir fikir, bir dönem, bir gerçekliktir. Buradaki ölüm, yaşamın zıddı değildir. Yaşamda doğum ne kadar gerçekse, ölüm de o kadar gerçektir ve belki de biri olmadan diğeri mümkün değildir. Nasreddin Hoca da komşusuna “kazanın doğduğuna inandın, öldüğüne neden inanmıyorsun?” derken aslında hiçbir şeyin bitmeden başlayamayacağını anlatmaz mı? Büyük bir değişimi göze alıp yola çıkan kişilerden bazı sözler duyarız. “Bugün yeni hayatımın ilk günü” veya “Yeniden doğmuş gibiyim” veya “Bambaşka biri gibi hissediyorum” söylemleriyle, aslında bir tür ölüp yeniden doğma haline dem vururlar. Bu gerçektir, ancak tabii ki her değişim ıstıraplı olur.
Allı turnam, ne gezersin havada
Devrildi arabam, kaldım burada
Ne onmadık kulumuşum dünyada
Akşam oldu, allı turnam, dön geri
Kendi gerçekliğimde kullandığım maddi araçlar; çevrem, bedenim, düşüncelerim, bakış açım, önyargılarım beni önümdeki dağlara tırmandırmıyorsa bunları değiştirmeliyim. Onmazsam, diğer bir deyişle mevcut yolumda şifa bulamazsam, hele bir de bu gerçekliğin akşamında, sonundaysam; o vakit içimdeki alev olan allı turnamı geri çağırmaktan başka yolum olamaz. Bu defa allı turna ben olmalıyım; değişimin ateşinde yanmalı, Zümrüdüanka misali yeniden doğmalıyım.
Ben böyle gerçekliklerin sonunda inat etmemeyi, her defasında rüzgârını almış bir uçurtma gibi hafiflemeyi, dönüşmeyi tercih ettim. Her dönüşüm, her değişim zor, ıstıraplı oldu. Diğer türlüsü kişisel gelişimcilerin konfor alanı diye adlandırdığı o dar çembere kaçıp saklanmak olacaktı. Gel gör ki allı turnam o daracık çembere sığamazdı. Şeker, kaymak, bal söylenecek bizim ellere haberimi uçuramazdı.
Değişim istemek yerine, değişmeyi nasıl göze alabileceğimizi birlikte düşünmek için yazdığım bu sayıyı okuduğunuz için teşekkürler. Hadi başlayalım.
✍️ Blogumdan
Her sayıda blogumdan bir pasaj paylaşıyorum.
Yerküre
Kral kelebekleri kış uykularından uyanıp kilometrelerce öteye, yuvalarına dönecekler. Gezegenimiz uzayın içlerine şöyle bir meyledecek, biz kuzeyliler ısınacağız. Yeni yıl Orta Asyalı dostlarımıza selam ederek mavide ve yeşilde vücut bulacak. Duyabilenlere fısıldanan kelimeler kalemimizden akacak. Yağan yağmurlar bizi derinden etkileyecek. Yine bazısı dayanacak, bazısı dağılacak. Kalp kırıklıkları, hayal kırıklıkları, moral bozuklukları bahar geldi diye biter mi, yine başımıza gelecek. Fakat umutsuzluğa inat umut, zulme inat şefkat de olacak. Belki bu kaçınılmaz inatlaşmalar bizi de canlandıracak.
💭 Beşli Çağrışım
Her sayıda beşli çağrışım isimli bir oyun oynuyoruz. Oyunun amacı, birbiriyle başlangıçta ilintisiz görünen iki kişi veya kavramı beş maddede buluşturmak. Bu sayıda Arthur Miller’dan yola çıkarak Bowling for Columbine’a ulaşıyoruz.
Yirminci yüzyılın en önemli oyun yazarlarını saydığımızda, en çok Satıcı’nın Ölümü ve Cadı Kazanı piyesleri ile tanınmış olan Pulitzer ödüllü yazar Arthur Miller da mutlaka listeye girer.
Miller’ın bir başka özelliği ise 1956-1961 aralığında Hollywood’un en büyük arzu nesnesi sayılabilecek olan aktris Marilyn Monroe ile evli olması. Marilyn’ın IQ’sunun 160+ seviyesinde olduğuna dair şehir efsaneleri dolaşsa da, çizdiği kamusal portre kadar yüzeysel biri olmadığı da kesin.
İkilinin birlikte çalıştığı tek iş, senaryosunu Miller’ın yazdığı ve başrolünde Monroe’nun yer aldığı 1961 tarihli John Huston filmi The Misfits’tir. İlginç olan şu ki, film ABD’nin boşanma başkenti sayılabilecek küçük Nevada şehri Reno’da geçmektedir ve Miller-Monroe çifti de aynı yıl boşanmıştır.
Reno popüler kültürde Amerikan rüyasının parlaklığını yitirdiği, bir tür ucuz Vegas gibi görülür. REM’in 2001 tarihli şarkısı All The Way To Reno tam da bu konuyu anlatır. Aşağıda paylaştığım klip ise sürpriz bir isim olan Michael Moore tarafından çekilmiştir.
Filmografisi direkt, çoğu zaman iğneleyici ancak arı kovanına çomak sokmaktan da çekinmeyen tarzıyla çektiği belgesellerle dolu olan Michael Moore, Fahrenheit 9/11 filmiyle Altın Palmiye ödülünü kazanmadan önce, 2002 tarihli Bowling for Columbine ile Oscar heykelciğine de layık görülmüştü. Film, ABD’de 1999’da yaşanan Columbine Lisesi katliamı üzerinden ülkedeki silah yaygınlığı ve silahlı şiddet konularının üzerine cesurca gidiyordu.
Not: Bizim ülkemizde olmaz diyeceğimiz böyle olayların geçtiğimiz hafta içinde önce Urfa, sonra da Maraş’ta üst üste yaşanması hepimizi derinden yaraladı. Silahlı saldırı sonucu hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, kalanlarla baş sağlığı dilerken, sebeplerin irdelenmesi ve bu vahim hadiselerin tekrarlanmaması için gerekli aksiyonların alınmasının kamu vicdanı tarafından beklendiğini de eklemek isterim.
Bu sayıda beşli çağrışımı şöyle yaptık:
Arthur Miller → Marilyn Monroe → The Misfits → All The Way To Reno/Michael Moore → Bowling for Columbine
Siz hangi adımları buldunuz? Çağrışım önerileriniz için abonelere açık olan sohbet bölümüne, paylaşımlarınız için yorumlara beklerim.
📚 Okuduklarım
Her sayıda, okuduğum kitaplardan biri için Goodreads’e yazdığım incelemeyi paylaşıyorum.
Behice'nin Yarım Kalan İşleri
Behice’nin Yarım Kalan İşleri, önceki yaz Oksijen’de görüp kenara not aldığım romanlardandı. İsmi bir hayalet öyküsünü çağrıştırıyor. Kitabın baş karakteri Ayşe Püren de esasında bir hayaletin peşinde. Hayattayken iyi tanıyamadığı annesinin. Roman yeraltı edebiyatı tadında karakterlerle örülü. Gönderme yaptığı Dövüş Kulübü gibi bazı muziplikleri var. Hem zamanın ruhunu (sosyal medya, new age akımı konularında nokta tespitlerle, belki biraz da fazlaca) hem de Kadıköy’ün ruhunu iyi yansıtıyor. Derinlemesine tanıdığımız başkarakteri ilk yarı boyunca güzelce anlatırken, en çok merak ettiğimiz karakter olan Behice’nin hikâyesini sonunda öğreniyoruz. En beğendiğim bölüm Deniz’le Ayşe’nin atölyedeki ilk diyalogunun yaşandığı kısım oldu. Romanın sonlarında bazı yerlerde sesli güldüğümü de belirtmeliyim. Genç yazar Sinem Sal’ın diğer eserlerini de merak ettirdi. Güncel romanları sevenlere öneririm.
🎬 İzlediklerim
Her sayıda, izlediğim film veya dizilerden biri için yazdığım bir incelemeye yer veriyorum.
Past Lives
Romantizmin yorgan döşek yattığı, romantik filmlerin ya komik ya da saplantılı olma ikileminden pek de çıkamadığı günümüzde, hele ki 2020’lerde çekilmiş bence en doğal romantik filmi tanıtmak/hatırlatmak isterim. 2023 tarihli Past Lives, Güney Kore asıllı yönetmen Celine Song’un hem yazıp hem de yönettiği, senaryosuyla Oscar’a da aday olduğu bir yapım. Başkarakterler Hae Sung ve Nora’nın, Güney Kore’deki çocukluklarında başlayıp 24 yıl sonra ABD’ye uzanan hikâyesi, aşka olduğu kadar kadere de inanmamızı istiyor. Kore Budizmi’nin bir parçası olan In-Yun kavramını (iki insanın bu hayattaki bağlantısının karmik olarak geçmiş yaşamlarına bağlı olduğunu ifade eden bir inanış) metaforik merkezine koyuyor. Çocukluk aşkı Hae Sung ile birlikte, aslında ailesiyle terk ettiği Kore bile Nora’nın bir anlamda geçmiş yaşamı. Nora’nın kaderinde hep gitmek olmuş. Kanada’ya taşındıktan sonra, bir defa da ABD’ye göç etmiş. Orada kurmaya çalıştığı hayat ile yıllar sonra sosyal medyada bulduğu Hae Sung’un vadettiği hayat birbirinden çok farklı. Film, birinin diğerinden daha iyi ya da daha kötü olduğuna hükmetmiyor. Sonunda başkarakterlerimiz ve bu In-Yun’ın üçüncü parçası hep birlikte otururken Hae Sung’un dediği gibi Nora’nın Nora olduğunu, onun için giden biri, bir başkası için kalan biri olduğunu; Nora’nın çocukluktaki ismi, kültürü, personası olan Na Young’ın ise artık Nora’nın içinde olmasa da bir yerlerde, örneğin Hae Sung’un hatırlarında yaşamaya devam ettiğini sakince, belki Taoizm’e yaraşır bir nesnellikle öğreniyoruz. İzlerken kendi hayatlarımız, kaçırdığımızı düşündüğümüz fırsatlar, olabilme ihtimalleri, yerine koyduklarımız zihnimizden geçiyor. Yine de filmin sonu gözleri dolduruyor. Bunu da kendi tarzında yapıyor. Yani ilham kaynakları diyebileceğim Wong Kar-wai’nin In the Mood for Love’ı veya Richard Linklater’ın Before Sunrise’ı havasını veriyor, ancak hiçbirine de tam benzemeyen bir finali var. Bu güzel filmi şu aralar TV+ üzerinden seyredebilirsiniz. Kesinlikle öneririm.

✨ Kapatırken
Kendimce Düşünceler, sadık bir dost gibi, iki haftada bir pazar sabahları 09:00 sularında e-postalarınızdaki yerini alıyor. İlham veren düşüncelere, film ve kitap önerilerine eşlik etmek isterseniz ücretsiz abone olabilirsiniz.
Keyif aldıysanız kalp simgesine (❤️) tıklayarak beğenilerinizi gönderebilir, bültenin hemen altına yorum ekleyebilirsiniz (💬). Paylaşmak isterseniz restack butonunu kullanarak (🔁) ve aşağıdaki butona tıklayarak Kendimce Düşünceler bültenini paylaşabilirsiniz.
Görüşmek üzere, sevgiyle kalın 👋






Büyük emek , teşekkürler 🙏🏻
Sümeyra Çakır’ın Allı Turnam yorumu cidden çok iyiymiş.