Kendimce Düşünceler - 61: Gör Beni Ama Bırak Kendim Yapayım
Görünür ve özgün bir hayat. ☀️ Yandan Çarklı. ✍️ Beşli Çağrışım: "Uzay yarışı -> Kurbağa Kermit" 💭 Oku: "Anadolu Notları" 📚 İzle: "Dream Scenario" 🎬
☀️ Başlarken
Kendimce Düşünceler’in 61. sayısından herkese merhaba!
Jül Sezar’ın meşhur sözü “Geldim, gördüm” hayat yolculuğunda hepimizin kullanabileceği bir kalıp. Ancak sonuna “yendim” veya “yenildim” değil, “görüldüm” eklemek gerek. Çünkü yaşadıklarımızın bir kısmı ancak başka gözlerde yankı bulduğunda anlam kazanıyor. Her sayıda görünür olmanın ve kendi hayatını yaşamanın yol ve yöntemleri hakkında düşünüyorum. İki haftada bir bu düşünceleri beraber geliştirmek isterseniz bu yayına abone olmanız beni çok mutlu eder.
Her zamanki gibi sevgi ve şans yanınızda olsun. 🍀
Marc Forster’ın 2006 tarihli filmi Stranger Than Fiction’ın başkarakteri Harold Crick (harika bir Will Ferrell tarafından canlandırılıyor), bir gün kafasının içinde bir anlatıcının sesini duymaya başlar. Saati duran Harold için anlatıcı şöyle demektedir:
Bu basit, görünüşte zararsız hareketin, çok yakında kendi ölümüyle sonuçlanacağından habersizdi.
Little did he know that this simple, seemingly innocuous act would result in his imminent death.
Harold tek başına yaşayan, sessiz, görünüşte durağan bir vergi memuruyken, film boyunca artan bir yaşam enerjisi ve ironik bir biçimde onu kovalayan ölümünün de etkisiyle arkadaş ediniyor, gitar çalmayı öğreniyor ve sevdiği kadına ilanıaşk ediyor. Ölüm korkusunun en temel korkumuz olduğu açık. Peki ölüm korkusu bir insanın hayatını bu kadar kökten değiştirmesi için yeterli mi? Yoksa onun kadar temel başka bir dürtü daha mı vardır? Ben soruyu şöyle sormayı tercih ediyorum:
Harold'ın bu değişimi ölüm korkusundan mı kaynaklanıyordu, yoksa yaşamının iplerini kendi eline alma arzusundan mı?
Harold Crick, kafasında duyduğu sesle iki şeyi öğreniyordu. Kendi ölümünün yaklaştığını ve daha da önemlisi, hikâyesinin bir başkası tarafından yazıldığını, dolayısıyla kendi yaşamı ve kararları konusunda kontrolü olmadığını. Harold'ın değişimi de işte bunu öğrendiği anda başlıyordu. Belki de içten içe hissettiği o boşluk ilk kez bir başkası tarafından seslendirilmişti.
Bizim de dışımızdaki dünyayla böyle bir ilişkimiz bulunuyor. Doğan Cüceloğlu’nun çocuklar üzerinden verdiği güzel bir örnek vardır. Çocuklar bir şey yaparken hep anne ve babalarının kendilerine bakmasını ister. Çünkü der Doğan Hoca, aslında birinin onların varlığına şahitlik etmesini istiyorlardır. Ancak bir şeyi onun yerine yapmanı da istemezler. Ben yapacağım, derken çocuk, aslında kendi hayatımı kendim deneyimleyeceğim demek istiyordur. Yetişkinler olarak çocuğun yaptıklarını kendi gözümüzden ona anlatırız. Bazen kızar, bazen üzülür, bazen de benimser; ama mutlaka dinler.
Demek ki, bizim dışımızdaki dünyanın bizi görmesine, kusurlarımızla da olsa görmesine, bize seslenmesine, bize doğruyu söylemesine ihtiyacımız var. Aynada kendine bakan Medusa’nın taş kesilmesi ya da Dorian Gray’in tablosunun üzerindeki örtüyü kaldırması gibi. Dışımızdaki dünyanın bize ayna olmasına ihtiyacımız var. Ancak kendi hayatımızı bizim yerimize yaşamasına, bizim hikâyemizi bize anlatmasına ihtiyacımız yok. Dışarıdaki dünya değişirken kendi hikâyemizi de buna göre değiştirmek yine kendi elimizde. Arabayla yolda gidiyorsunuz, girdiğiniz bir sokağın kazıldığını gördünüz. Dönüp bir başka yol aramaz mısınız? Diyelim yolunuzu kaybettiniz. Açıp haritaya bakmaz mısınız?
Bazen engel çıkmaz. Yolunuz da kayıp değildir esasında. Yalnızca hikâyenizin türü değişmiştir.
Önceki hayatınızı tamamen değiştirip, örneğin gitar çalan havalı Harold Crick’e merhaba dediğinizde de aslında eski kimliğinize ihanet etmiyorsunuz. Önemli olan kendinizi hangi hikâyenin içine yerleştirdiğiniz. Dünyadaki yerinizi nasıl bulduğunuz.
Bu yazıyı okuduğunuz için teşekkürler. Hadi başlayalım.
✍️ Blogumdan
Her sayıda blogumdan bir pasaj paylaşıyorum.
Yandan Çarklı
Bizim buraların vapurlarında, ne başta ne de kıçta oturacak yer vardır. Yani, sırtını vira bismillah yol alan teknenin rüzgârına verip, şöyle bir ağız tadıyla, boğaz tuzuyla zatürre olamazsın. Ben sana hiç yan bakmadım sevgili şehrim; martılara klark çekerek geçti şu edilgen su üstü seyahat maceralarım. Oysa anlatacağım düşteki beyefendi, vapurun, tabiri caizse kukuletasında, değilse şampanyasının kırığında; vikinglerin sirenleri kandırmak için boyadığı deniz kızının kuyruğunda; olur da batacak gibi olursa farelerin acil çıkış yapacağı minik kapının hemen üstünde; Titanik’ten Jack’in çıkmaz kalemle “Göz Göz" yazdığı koltukta oturuyor. Yanında kansızlıktan saydamlaşan bir kadın var. Siyah beyaz bir filmdeler sanki. Artlarındaki perdede hiç varılamayan bir köprü var. Geminin ucu görünüyor orası kesin. Geri kalanı meçhul. Bir tek adamla kadın gerçek.
💭 Beşli Çağrışım
Her sayıda beşli çağrışım isimli bir oyun oynuyoruz. Oyunun amacı, birbiriyle başlangıçta ilintisiz görünen iki kişi veya kavramı beş maddede buluşturmak. Bu sayıda uzay yarışından yola çıkarak Kurbağa Kermit’e ulaşıyoruz.
1986 uzay yarışı açısından hareketli bir yıl oldu. Amerikan uzay roketi Challenger’ın kalkış esnasında patlaması ile Sovyet Uzay İstasyonu Mir’in başarılı bir şekilde yörüngeye yerleşmesinin ardından kantarın kefesi Sovyetler lehine ağır basmaya başlamış gibi görünüyordu.
Sergei Krikalev 19 Mayıs 1991’de Mir Uzay İstasyonu’na gönderilen çok uluslu Soyuz TM-12 sefer gemisinin uçuş mühendisiydi. Diğer sefer üyeleri dünyaya dönerken, başarılı kozmonottan bir sonraki sefer olan Soyuz TM-13 için de istasyonda kalması istendi. Ülkedeki politik belirsizlik dolayısıyla sefer sürekli ertelendi ve ekim ayını buldu.
Krikalev’in henüz bilmediği ise uzayda kazanan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin siyasi iktisatta kaybederek 26 Aralık 1991’de dağıldığını ilan etmesiyle, dünyaya dönüşünün iyice gecikeceğiydi. 25 Mart 1992’de döndüğü ülkenin adı artık resmen Kazakistan olmuştu. Bu süreçte uzayda kesintisiz 311 gün kalan ve geri döndüğünde ülkesini yerinde bulamayan Sergei’e espri olarak “Son Sovyet Vatandaşı” denir. Kozmonotun uzayda bu kadar süre kaldığını ilk duyduğumda epey şaşırmıştım.
Sovyetler Birliği’nin son başkanı Mihail Gorbaçov’un glasnost (açıklık) ve perestroyka (yeniden yapılanma) politikaları ülkeyi batıya açarken bir yandan da hızla ekonomik olarak zayıflamasına yol açıyor, bağlı cumhuriyetlerdeki milliyetçi duyguları da ateşliyordu.
Not: Gorbaçov demişken bence Youtube’un en eğlenceli kanallarından biri olan Epic Rap Battles of History’de Rusya’nın son 120 yıllık liderlik geçmişini esprili bir biçimde anlatan bu rap videosunu izlemenizi öneririm:
2011 tarihli The Muppets filminde Kurbağa Kermit’in ofisinde Ronald Reagan ve Mihail Gorbaçov’la çekilmiş bir fotoğrafını da görürüz.
Bu sayıda beşli çağrışımı şöyle yaptık:
Uzay yarışı → Sergei Krikalev → SSCB → Mihail Gorbaçov → Kurbağa Kermit
Siz de ilk ve son adımların arasında kendi istediğiniz gibi çağrışım yaparak yorumlarda paylaşabilirsiniz. Beşli çağrışım önerileriniz için abonelere açık olan sohbet bölümüne beklerim.
📚 Okuduklarım
Her sayıda, okuduğum kitaplardan biri için Goodreads’e yazdığım incelemeyi paylaşıyorum.
Anadolu Notları
Edebiyatımızın en önemli kalemlerinden Reşat Nuri Güntekin’in hayatının uzun bir dönemini milli eğitimde geçirdiğini biliyor muydunuz? Darülfunun Edebiyat bölümü mezunu olarak yüksek öğrenim görmüş, pek çok okulda öğretmenlik ve okul müdürlüğü yapmış, nihayetinde 1927’den itibaren 12 yıl boyunca Maarif Müfettişi sıfatıyla Anadolu’yu gezmiştir. Anadolu Notları, yazarın işte bu zaman aralığındaki gözlemlerinin ürünü olan, türü kağıt üstünde gezi yazısı, ancak esasen deneme niteliğindeki yazılardan oluşan bir derleme. İlk cildi 1936’da yayınlanmış, ikinci cildi ise Güntekin’in vefatından sonra 1966’da yayınlanabilmiş; şu an tek cilt olarak okuyabilirsiniz. Bu kadar iyi bir romancı tabii ki deneme yazarken de romana göz kırpar, dolayısıyla Reşat Nuri’nin tanıdık dilini bu yazılarda da bulabiliyorsunuz. Gezi yazısı sayılamama sebebi bence biraz da bu zamansızlık ve mekânsızlık hissinden ileri geliyor. Yazarın kalemi doyasıya dürüst. İnsanımızın gözlerine bakarken esasında ruhunu görüyor. Kasabalar, oteller, mahalle kahveleri, küçük yerler, Anadolu insanının para kavramıyla ilişkisi tüm çıplaklığıyla sayfalarda yer buluyor. Tartışmalı, yıllar içinde çok eleştiriye de konu olmuş bu kitabı ben çok beğendim, öneririm.
🎬 İzlediklerim
Her sayıda, izlediğim film veya dizilerden biri için yazdığım bir incelemeye yer veriyorum.
Dream Scenario
Paul Matthews (Nicolas Cage), sıradan bir hayat süren, içedönük, hatta pasif olarak nitelenebilecek bir akademisyendir. Bir gün hiç tanımadığı on binlerce insan Paul’u rüyalarında görmeye başlar.
Kulağa korku filmi senaryosu gibi gelen bu açılış cümlelerini bir tarafa bırakarak, yönetmen Kristoffer Borgli’nin 2023 tarihli bu ilginç filminin, Charlie Kaufman, Michel Gondry ve Spike Jonze’un işlerini sevenleri direkt olarak kendine çekeceğini söyleyerek başlayabilirim. Rüya izleği Jung’un kolektif bilinçaltısından, varoluşçuluktaki kimliğin ölümüne, absürdizmdeki anlamsızlık hissinden Budizm’deki Nirvana’ya ulaşma aşamalarına kadar çok fazla okumaya el veren harika bir oyuncak. Film boyunca Paul’un davranış ve yaklaşımları, başkalarının rüyalarında yer alma biçimini sürekli değiştirirken, ancak ölen kimliğini tekrar yaratmaya karar verdiğinde hafifleyerek kelimenin tam anlamıyla yükselebiliyor. Bu bakımdan filmin temasını şu soru üzerinden yorumlamak isterim:
Ben, kendi hakkımda anlattığım hikâye miyim, yoksa başkalarının benim hakkımda anlattığı hikâye mi?
Başrol olarak Nic Cage’in seçilmesini de filmin metafor dünyasına bir armağan olarak görmek olası, zira çizdiği sıra dışı persona ile bir Internet meme’ine dönüşen aktör, esasında sinemacı bir aileden gelen Oscar’lı bir usta. Dream Scenario’yu yıllar önce seyrettiğim, başrolünde yine Cage’in yer aldığı Adaptation filmine de atmosfer olarak benzettim.
Bu ilginç filmi HBO Max üzerinden izleyebilirsiniz.

✨ Kapatırken
Kendimce Düşünceler, sadık bir dost gibi, iki haftada bir pazar sabahları 09:00 sularında e-postalarınızdaki yerini alıyor.
İlham veren düşünceler, film ve kitap önerileri içeren bu yazılar birikir.
Kaçırmamak için abone olabilirsiniz.
Keyif aldıysanız kalp simgesine (❤️) tıklayarak beğenilerinizi gönderebilir, bültenin hemen altına yorum ekleyebilirsiniz (💬).
Paylaşmak isterseniz restack butonunu kullanarak (🔁) ve aşağıdaki butona tıklayarak Kendimce Düşünceler bültenini paylaşabilirsiniz.
Görüşmek üzere, sevgiyle kalın! 👋








Adaşım her hafta üzerine koyarak yazıyorsun bundan aşağısı kesmez bak haberin olsun. Pazar sabahının inanılmaz keyifli okumasıydı. Bu arada N. Cage, ünlü yönetmen F. F. Coppola'nın yeğenidir ama kariyerini kimseye yaslanmadan dişiyle tırnağıyla kazıyarak edinmiştir. Oyunculuğunu ben de çok beğeniyorum