☀️ Başlarken
Kendimce Düşünceler sezon arasındayken, arşivden seçtiğim yazıları bugünkü düşüncelerimle harmanlayarak iki haftada bir sizlere sunuyorum. Geçmiş yıllarda blogumda yayımladığım aşağıdaki yazıyı beğeneceğinizi umarım. Gerek bu yazılardan gerekse yeni sezonun ilk sayısından haberdar olmak isterseniz bu yayına abone olmanız beni çok mutlu eder.
Her zamanki gibi sevgi ve şans yanınızda olsun. 🍀
Karlsbad Defterlerinden Bugüne
Tarih, pek tabii ki mitler, epikler, söylenceler, ağıtlar ve mâniler gibi sözlü geleneklerle tablo ve heykel gibi görsel sanatlardan beslenir. Ancak geçmişe dair bilgimizi derinleştiren en önemli kaynakların başında yazılı belgeler gelir. Antlaşmalar, yönetimsel dokümanlar, ticaret senetleri, daha yakın zamanda basılı mecmualar gibi resmi veya halka açık belgelerin yanı sıra, belki de tarihi canlı kılan asıl kan, tarihi şahsiyetlerin gizli kalmış mektup, söyleşi, fotoğraf ve en önemlisi de hatıratlarıdır. Her şeyimizin dijitalleştiği bu çağda, tüm dünyada teknolojiye yönelik katastrofik bir felaket olması halinde yalnızca bilgisayarlarda yer alan, birkaç neslin yazılı hatırasının silinmesi tehlikesi baki. Bu yazıda günümüze gelebilmiş önemli hatıralardan birine, 1918 yazında henüz 37 yaşında bir general olan Mustafa Kemal Paşa’nın Karlsbad’da tuttuğu defterlere bakacağız.

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’u hazırlarken birçok belge ile beraber, ta 1915 Anafartalar Zaferi’nden beri edindiği günlük tutma alışkanlığının meyvelerinden de faydalanıyor. Günlüğüne her şeyi tüm çıplaklığıyla yazamayacağını; buna ne vaktinin ne de başkasının eline geçebilecek bir metne tüm içini dökmeye gönlünün olduğunu belirtiyor. Kamuya açık günlüklerinde genellikle madde işaretleri hâlinde kısa notlar, geleceğe dair kurduğu hayaller (çoğunu ilerleyen yıllarda gerçekleştireceği, memleketi için kurduğu hayaller) ve en çok da okuduğu kitaplardan notlar yer alır. Atatürk, Birinci Dünya Savaşı boyunca çok farklı cephelerde görev yapmış başarılı bir kumandan. 1916’da Bitlis ve Muş’u Rus işgalinden kurtardığı Doğu Cephesi’nde, Alphonse Daudet’in Sapho isimli aşk romanından Filibeli Ahmed Hilmi’nin yazdığı İslam Tarihi’ne, Namık Kemal’in Makalat-ı Siyasiye (Siyasi Makaleler) ve o biter bitmez Osmanlı Tarihi kitaplarından Mehmet Emin Yurdakul ve Tevfik Fikret’in şiirlerine kadar böylesine farklı türlerde sürekli okuması ise pek sık rastlanır bir şey değil. Kitaplarını dikkatle, katıldığı, katılmadığı ve daha çok araştırması gerektiğini düşündüğü paragrafların yanlarına özel işaretler koyarak okuduğu da bilinir. Anıtkabir’deki kütüphaneyi ziyaret ettiğinizde kenarlarına not aldığı kitapları görebilirsiniz. Bunları anlattıktan sonra sizi şimdi, Atatürk’ün en sık günlük tuttuğu zaman olan 1918 yazına götürmek istiyorum.
Çocukluğundan itibaren difteriden kuşpalazına, sıtmadan kalp hastalıklarına kadar türlü rahatsızlıklar geçirmiş olan Mustafa Kemal, epeydir çektiği böbrek rahatsızlığı nedeniyle 30 Haziran-2 Ağustos 1918 tarihleri arasında yaklaşık bir ay boyunca, dönemin Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sınırları içinde yer alan Karlsbad1 şehrinde kaplıca tedavisi görüyor. Bu sağlık seyahati esnasında yanında getirdiği altı deftere orada yaşadıklarını bazen dakika dakika olmak üzere en geniş hâliyle yazıyor. Millî Mücadele yolculuğuna henüz başlamamış genç Atatürk’ün dünyaya bakışını kendi ağzından dinlemek isteyen herkese, Afet İnan’ın daha sonra yayımlanmasına da vesile olduğu Karlsbad’da Geçen Günlerim (bazı yayınevlerinde Karlsbad Hatıralarım diye de geçiyor) kitabını öneririm. Bu defterlerde onun şahsiyetine, dünya görüşüne, olaylara bakışına dair izler bulabilirsiniz. Benim dikkat çekmek istediğim, Karlsbad’a varır varmaz yaptığı bazı şeyler ve bunlardan bugün ne öğrenebileceğimiz.
Atatürk Karlsbad’da Neler Yapıyor?
Karlsbad’daki Cottage Sanatoryumu’nun doktorlarından Dr. Vermer ile ilk karşılaşmasında ülkede un sıkıntısı olduğunu öğreniyor. Yaşlı, aksi ve belli ki yabancılardan hoşlanmayan doktor, yanında un getirmediği gerekçesiyle onu paylayıp yabancılara ekmek verilmediğini söylüyor. Mustafa Kemal de hemen yurda dönüp Türkiye’deki yabancılara ekmek verilmemesini tavsiye edeceğini söyleyerek karşılık veriyor. Bunun üzerine doktor onun için ekmek ayarlıyor (adım başı markete rastlayamadığınız o yıllarda, bazen açlıkla tokluk arasındaki tek fark Mustafa Kemal’in de anılarında belirttiği gibi cebinizde taşıdığınız birkaç dilim ekmekten ibaret).
Öğreneceğimiz Ders: Karşınızdaki kim olursa olsun, haksız bulduğunuz bir tavır karşısında kendinizi savunmaktan çekinmeyin. Bunu ölçülü ve yerinde bir karşılıkla yaptığınızda hem sınırlarınızı hem de saygınlığınızı korursunuz.
Orada kalması için tutulan, ilk başta gösterişsiz bularak pek beğenmediği evi daha işlevli kılmak üzere, kendi kaldığı odanın yanındaki bir başka odayı da açtırıyor, yani orayı da kiralıyor ve o odayı çalışma ofisi yapıyor. Öyle ki buranın dışarıdan misafir kabul edebileceği bir yer olacağını dahi hesaplayıp dışarıdan vazo ve çiçek alıyor.
Öğreneceğimiz Ders: Atatürk, orada aylarca kalmayacağını biliyor. Peki bu işle niye uğraşıyor dersiniz? Çünkü doğru odaklanmış bir zihin için çalışma alanıyla dinlenme alanını birbirinden ayırmanın önemini çok önceden kavramış görünüyor. Pandemi döneminde pek çoğumuzun, bütün zamanımızı geçirdiğimiz evlerimizde bir çalışma alanı yapıp yapmama konusunda aylarca ikirciklendiğini hatırlayın. Mustafa Kemal içinde bulunduğu durumu hızlıca analiz edip daha birinci günden kendine sağlıklı bir çalışma ortamı sağlıyor. Bu yüzden, çok basit bir tavsiye gibi görünse de, tatil için bir otele gittiğinizde bile bavulunuzu boşaltıp eşyalarınızı itinayla dolaba yerleştirin. Düzenli düşünceler düzenli ortamlarda yeşerir.
Olağanüstü Fransızca ve gayet yeterli düzeyde Almanca konuştuğu halde, yerlilerle kendi dillerinde daha da iyi görüşebilmek için hemen haber salıyor ve bir Almanca öğretmeninden özel ders almaya başlıyor. On gün sonra bu öğretmenin tavsiye ettiği bir başka öğretmenden de Fransızcasının üzerinden geçmek için ders alıyor.
Öğreneceğimiz Ders: Atatürk anadili olan Türkçeden başka, Rumca ve Bulgarca anlıyor; Arapça ve Farsça okuyup yazabiliyor; Almanca, İngilizce ve Rusça da konuşabiliyordu. Yani modern bir rönesans insanı olarak yabancı dillere yatkın ve bir hayli meraklıydı. Fransızcayı ise ince detaylarına varacak ölçüde biliyordu. Buna rağmen Fransızca dersleri almasına özellikle dikkat edin. Sürekli gelişmeye çalıştığını görebilirsiniz. Bir dil öğrenmek, bir kültür öğrenmek demek. Ayrıca bir yabancı ülkeye yaptığı kısa seyahatte bile oranın insanıyla kendi dillerinde görüşebilmek, belki en önemlisi de kendisi ve ülkesi hakkında neler konuşulduğunu kendi kulağıyla duyup anlayabilmek çok önemli. Hele hele bir topluma entegre olabilmek için ne yapıp edip oranın dilini iyi öğrenmek gerekiyor.
Yemeklerini, kahvaltı da dahil olmak üzere şehir eşrafının gittiği Imperial veya Pupp otellerinde yiyor, akşam yemeklerinde smokin giyiyor ve ona her zaman bir masa ayırmalarını istiyor (Kendisinin belki genç görünüşünden dolayı general olduğunu anlayamayıp miralayım — eski dilde albay — diye karşılayan kişiyle ilgili düşüncelerini okumak bir hayli keyifli. Tabii ona da kendini bir kartvizitle de olsa tanıtıyor). Türkiye’den tanıdığı veya önemli gördüğü kişilerin kendileri veya dostlarıyla sıklıkla aynı masalarda yer almaya ve sohbet etmeye çalışıyor.
Öğreneceğimiz Ders: Yemek yemeyi sadece karın doyurmak olarak görmeyin. Sofralar insanlarla bağ kurmanın en eski yollarından biridir. O yüzden toplum içinde boy göstermekten utanmayın, insanlarla iletişime girmekten, onlara kendinizi tanıtmaktan ve gerektiğinde de onlardan bir şeyler istemekten çekinmeyin. Siz isteyin, bazen bırakın onlar düşünsün.

Hemen birkaç yıl sonra ülkenin kaderini değiştirecek bir insanın gündelik tercihlerinden karakterini okuyabiliyoruz. Karlsbad defterlerini ilginç ve önemli kılan bence bu. Atatürk’ün büyüklüğünü gerçek anlamda takdir edebilmek için sanırım onu herhangi bir gününde yaptığı küçük tercihler üzerinden de tanımaya çalışmak gerekiyor.
✨ Kapatırken
Kendimce Düşünceler, iki sezon boyunca sadık bir dost gibi iki haftada bir pazar sabahları e-postalarınızdaki yerini aldı. Şimdi yaz molasında; arşivden yenilenen yazılarla görüşmeye devam ediyor, üçüncü sezonuyla sonbaharda yeniden dönecek.
Yeni sezonun ilk sayısını kaçırmamak için abone olabilirsiniz.
Keyif aldıysanız kalp simgesine (❤️) tıklayarak beğenilerinizi gönderebilir, bültenin hemen altına yorum ekleyebilirsiniz (💬).
Paylaşmak isterseniz restack butonunu kullanarak (🔁) ve aşağıdaki butona tıklayarak Kendimce Düşünceler bültenini paylaşabilirsiniz.
Görüşmek üzere, sevgiyle kalın! 👋
Halen bir spa merkezi olarak anılan ve bugünün Çek Cumhuriyeti sınırları içinde yer alan şehrin yeni adı Karlovy Vary. 1946’dan beri şehirde düzenlenen Karlovy Vary Film Festivali ise Cannes, Berlin ve Venedik‘ten sonra Avrupa’nın en prestijli dördüncü film festivali olarak anılır.




Müthiş👏👏👏
Şahane! Bu defterleri hiç duymamıştım, canım Atam yazmış madem okuyalım :)