Kendimce Düşünceler - 54: Geriye Bakmak Değil, Eski Senle Vedalaşmak
Rengârenk çiçeklerden birer gonca alın. 💐 Namibya’nın vahşi atları. 🐎 Beşli Çağrışım: "Robert Duvall -> Luke Skywalker" ⚔️ Oku: "Biçem Alıştırmaları - Raymond Queneau" 📚 İzle: "İlk ve Son" 🎬
Başlarken
Kendimce Düşünceler’in 54. sayısından herkese merhaba! Hepimizin rengârenk çiçeklerimizi yetiştirmek istediğimiz bahçelerimiz var. Bazen tohum atmayı, sulamayı, çapalamayı unutsak da, sonunda ürün verdiği o an bize iyi geliyor. Her sayıda kendi bahçemden topladığım ekinler için bir sergi kuruyorum. İki haftada bir bu sergiyi ziyaret etmek, bahçemin rengârenk çiçeklerinden siz de birer gonca almak isterseniz Kendimce Düşünceler’e abone olmanız beni çok mutlu eder. Her zamanki gibi sevgi ve şans yanınızda olsun. 🍀
Ata Demirer’in hem senaryosunu yazdığı hem de başrol oynadığı 2010 tarihli Eyvah Eyvah filminde beni her izlediğimde güldüren bir sahne var. Kendi halinde bir sahil kasabası olan Geyikli’den, hiç görmediği babasını aramak için İstanbul’a gelen Hüseyin Badem, tanışıp arkadaş olduğu şarkıcı Firüzan’la birlikte babasının izini sürmek üzere bir emlakçı bürosuna girer. Ancak emlakçının arazi mafyası tarafından yaralanmasına da istemeden şahitlik ederler. İki kafadar can havliyle görme engelli taklidi yapmaya başlarlar ve pozlarını hiç bozmadan bir alt kattaki sokak kapısına kadar giderler. Ancak Hüseyin son anda dönüp geriye bakar ve foyaları meydana çıktığı için büyük bir tehlike atlatırlar (tekrar izlemek isteyenler için sahne burada). Geriye baktığı için kaderin cezalandırdığı mitolojide de bir karakter var. Gelin beraber hatırlayalım.
Trakyalı kahin ve ozan Orfe (Orpheus), bir yılan sokması sonucu hayatını kaybedip yeraltı dünyasına giden sevgilisi Evridiki’yi (Eurydice) kurtarmak için peşine düşer. Lirinin müziğiyle Hades ve Persefoni’yi ağlatarak sevgilisinin tekrar dünyaya dönmesi için izni koparır. Tanrıların tek şartı Orfe’nin önden yürümesi ve yeryüzüne çıkana dek hiç geriye dönüp bakmamasıdır. Ancak kendisi güneşi gördüğü anda Evridiki’nin peşinde yürüdüğünden emin olmak isteyen Orfe bu şartı unutarak geriye bakar ve sevgilisini ikinci defa kaybeder. Joseph Campbell’a göre Orfe’nin ihlâl ettiği şey mitolojilerde bakma tabusu olarak geçen bir irade testidir. Peki geriye dönüp bakmanın bu tabu dışında ne sakıncası vardır?
Proje yönetiminde de sıklıkla başvurulan bir uygulama olan retrospektifin birebir karşılığı geriye bakıştır. Bunu özel hayatımızda da sıklıkla yaparız. Gece yatağa uzandığınız ve günün, geçtiğimiz dönemin, hatta bazen hayatınızın muhasebesini yaptığınız zamanları düşünün. Bu muhasebelerimizin başrolünde genellikle hatalarımız, yapamadıklarımız, söyleyemediklerimiz, yenilgilerimiz, hayal kırıklıklarımız olur. “Neden?” diye sorarız. Şimdiki zamandayken anlam arayışının olmazsa olmazı olan “neden” sorusu, geçmişe yöneltildiğinde yapısı itibarıyla yargılayıcıdır. Geriye bakmak bizi kötü hissettirir. Lâzım olmayan negatif duyguları depreştirir ve bugünümüze de yansır. “Ne yapalım Utku Cevre, geçmişten hiç mi ders almayalım, vurdumduymaz kör ayvaz mı olalım?” diye bağırdığınızı duyar gibiyim (Evet tam olarak bu kelimelerle, hep bir ağızdan ve senkronize bir biçimde).
Orantısız retrospektif yerine uygulayabileceğimiz iki yöntem var. İlki Nasreddin Hoca’nın testi kırılmadan hikâyesi gibi, pre-mortem denilen biçimde (post-mortem’in tersi) olayların istediğimiz gibi gelişmediği senaryoları potansiyel sonuçlardan geriye doğru sarmak. Yani aslında gelecekten bugüne retrospektif yapmak. Bir nevi geleceği görmeye çalışmak. Örneğin bir ilişkiye başlarken, bir yıl sonra bittiği senaryoda neden bitmiş olabileceğini düşünmek. İkincisi ise inisiyatik ölüm (veya ölümün inisiyasyonu) denilen yöntem ile geçmişteki hataları yapan düşünce biçimi, bakış açısı ya da kimlikle vedalaşmak. “Her saniye, her olasılıkla değişen ben, acaba geçmişimdeki hataları yapan eski ben miyim? Hâlâ eski ben olmak istiyor muyum?” sorularını sorabilmek. Buna göre Orfe’nin hatası geriye bakmaktan ziyade eski benini bırakamamak, ölmeden önce ölememek. Hüseyin Badem’in başını derde sokan da esasında geriye bakmak değil, geleceğin hayaletlerini geçmişte aramak oluyor. Kendi tecrübem de hayatta en büyük tuzaklardan birinin eski bende kalmak, değişememek olduğunu gösteriyor.
Şimdiyi seven Kendimce Düşünceler’i okuduğunuz için tekrar teşekkürler. Hadi başlayalım.
Blogumdan
Her sayıda blogumdan bir pasaj paylaşıyorum. Bu da bir küçürek öykü.
Namibya’nın Vahşi Atları
“Ormanın içinde ehlileştirilmemiş iki at gördük. Biri doru, diğeri kırçıldı. Herhangi bir itici güç olmadan koşuyor, koşuyorlardı. Başımız döndü. O an anladım ki, biz bu adaya kısılmış değildik. Heves edene dünya dar geliyordu. Atlar kara kıtadaki kardeşlerine koşuyordu. Biz başka alemlerdeki kardeşlere koşuyorduk.”
Beşli Çağrışım
Her sayıda beşli çağrışım isimli bir oyun oynuyoruz. Oyunun amacı, birbiriyle başlangıçta ilintisiz görünen iki kişi veya kavramı beş maddede buluşturmak. Bu sayıda Robert Duvall’dan yola çıkarak Luke Skywalker’a ulaşıyoruz. Beşli çağrışım önerileriniz için abonelere açık olan sohbet bölümüne beklerim.
Usta oyuncu Robert Duvall geçtiğimiz hafta 95 yaşında aramızdan ayrıldı. Eşinin tanımıyla “evinde, huzur içinde, sevgi ve teselli ile çevrili olarak” ışıklara yürümesi sevenlerinin gözlerini bulutlandırmıştır elbet.
Duvall’ı Francis Ford Coppola’nın The Godfather ve The Godfather Part II filmlerinde Corleone ailesinin evlatlığı ve consigliere’si, diğer bir deyişle ailenin başdanışmanı ve avukatı, Tom Hagen olarak hatırlayabilirsiniz. Aktörün 1983 yılında Tender Mercies filmindeki rolüyle layık görüldüğü Oscar ödülüne ayrıca altı defa daha aday olduğunu da belirtelim.
Ancak bence Duvall’ın en orijinal rolü, Francis Ford Coppola’nın bir başka unutulmaz filmi olan Apocalypse Now’daki Yarbay Kilgore rolüdür. Kilgore kısıtlı ekran süresine rağmen, “I love the smell of napalm in the morning. / Sabahları napalm kokusuna bayılırım.” repliği ile hatırlayabileceğiniz, Ride of the Valkyries çalarak sahili bombalatan, filmde Marlon Brando’nun canlandırdığı Colonel Kurtz’la aşık atabilecek bir delidir.
Vietnam filmleri alt türünün şahikası sayılacak olan Apocalypse Now’ın yapay zekâ sayesinde Harry Potter dünyası ile buluştuğu bir versiyonu var. Kulağa şaşırtıcı gelse de sizleri, 1970’lerin klasik rock stilinde yapılmış şarkısı, Kamboçya’da kendine bir krallık kurmuş olan Voldemort’u ve Vietnam köylüsü olarak yer alan Dobby’si ile benim diyen Potterhead’i1 mest edecek bu klibi izlemeye davet ediyorum.
Yazarı doğrudan kabul etmese de Harry Potter’ın esin kaynakları arasında Ursula LeGuin’in Yerdeniz kitaplarından Ged, Kral Arthur efsanesi, hatta Shakespeare’in Hamlet’i bile var. Bence karakter olarak en bariz benzerlik ise Star Wars filmlerinden Luke Skywalker. Büyücülerin (Jedi’ları böyle nitelendirmek mümkün) elinde yetişip sonsuz potansiyelini yakalayan yetim dahi figürlerinin en iyisi halen Luke.
Okuduklarım
Her sayıda, okuduğum kitaplardan biri için Goodreads’e yazdığım incelemeyi paylaşıyorum.
Biçem Alıştırmaları
Fransız yazar Raymond Queneau bu en meşhur eserinde, basit bir metnin 99 ayrı stil ile nasıl yeniden yazılabileceğini göstermiştir. Anlatıcı her seferinde S otobüs hattında tuhaf şapkalı bir gencin bir başka yolcuyla tartışmasını gördüğünden bahseder ve 2 saat sonra aynı kişinin Saint-Lazare garında bir başkasından düğme dikimi tavsiyesi aldığına şahit olur. Queneau’nun tarzı mizaha çok yakın olmakla beraber, bu kitabı yazmasının esbabımucibesi2, emir şeklinde farklı biçimleri denetmesidir. Yani bunun içinde şive de var, kuş dili de, kapak arkası yazısı da, taraf tutmak da. Biçem Alıştırmaları bu bakımdan okunması zor bir kitap. Ancak yazar adayı biri için, yakınında bir defter bulundurup yazı temrini için meydan okumalar alabileceği bir başvuru kitabı olarak çok faydalı, geliştirici. Çevirmen Armağan Ekici için de bir not, kitabın doğası itibariyle bence yarısı çeviriden ziyade yeniden yazma. Elinden geleni yapmış, ellerine sağlık. Niş bir eser olduğu için herkese önermem, ilgilisine öneririm.

İzlediklerim
Her sayıda, izlediğim film veya dizilerden biri için yazdığım bir incelemeye yer veriyorum.
İlk ve Son
İyi yazılmış Türkçe işleri izlemek bir başka oluyor. Şu sıralar kopan Masumiyet Müzesi fırtınasının gölgesinde, üçüncü sezonu sessiz sedasız süren antoloji dizisi İlk ve Son’u tam da böyle iyi yazılmış bir iş olarak örnekleyebilirim. Her sezonunda, bir kadın ve bir erkeğin, karşılaşma, âşık olma, evlenme ve çocuk sahibi olma, nihayetinde de ayrı düşme hikâyesini, on yıllık bir periyoda yayarak anlatıyor (Dilimizde on yıl için özel bir sözcük olmaması ne tuhaf). Bunu yaparken de, her seferinde birer sene olmak üzere zamansal olarak ilişkinin ilk evresinden ileriye ve son evresinden geriye doğru yıl yıl gidiyor. Dizinin isminin buradan geldiğini de anlamışsınızdır. Bu özel yapımın başarısında senaryonun yanı sıra başrol oyuncularının da büyük katkısı var. 2021’de yayınlanan ilk sezonunda Özge Özpirinçci ve özellikle Salih Bademci’nin oyunu bir harika. 2024 tarihli ikinci sezonunda Hazal Subaşı ve Ulaş Tuna Aştepe başrolleri alırken, 2026 tarihli üçüncü sezonda Timuçin Esen ve Bergüzar Korel yine keyifle izletiyor. Sinema tarihinin benzer tada sahip çift dramalarından Who’s Afraid of Virginia Woolf, Scenes from a Marriage, Before Midnight ve Blue Valentine’ı her hâliyle andırıyor. Yani bu filmlerden birini seviyorsanız koşun ve diziyi HBO Max’tan izleyin derim. Önerilir.

Kapatırken
Kendimce Düşünceler, sadık bir dost gibi, iki haftada bir pazar sabahları söz verdiği saat olan 09:00 sularında bülten formatında e-postalarınızdaki yerini alıyor. Size ilham vermesi, yukarıdaki gibi film ve kitap önerilerine erişebilmeniz için tek yapmanız gereken ücretsiz bir biçimde abone olmak.
Keyif aldıysanız kalp simgesine (❤️) tıklayarak beğenilerinizi gönderebilir, bültenin hemen altına yorum ekleyebilirsiniz (💬). Paylaşmak isterseniz restack butonunu kullanarak (🔁) ve aşağıdaki butona tıklayarak Kendimce Düşünceler bültenini paylaşabilirsiniz.
Görüşmek üzere, sevgiyle kalın 👋
Harry Potter sevenler için kullanılan bir tabir.
Gerekçe anlamına gelen bir sözcük.







Sizin yazılarınızı okurken, "şu filmi not edeyim", "şu konuyu not edeyim", "şu diziye hemen bakayım" oluyor :) Yetişmek zor ama nereden yakalarsak bizimdir :)
Bir sorum olacak, Beşli Çağrışım oyunu nerede? Bulamadım. Profilinizde de gezindim bi ama göremedim sanırım.
Ellerinize sağlık. ancak fırsat bulup okuya bildim. Hatta önce like sonra okumak diyeyim çünkü kesin beğeneceğimi biliyorum. Neden mi? eski yazılarınızdan, yani ''dönüp geriye bakmamdan :)))''
Gerçekten de ilk kısım beni epey düşündürdü. Özellikle biz hala o hataları yapan bizle aynı mıyız? Bu bir süre kafamda dolaşır benim. Ama ne olursa olsun burada kişisel özellikle yada başka nedenlerden de diye bilirsiniz, yargılamak, yargılanmak korkutmamalı diye düşündüm en son...
Geçmişimizle çekinmeden yüzleşmemiz lazım...(kendi adıma olumlu özellikle de olumsuzlarla bizi biz yapan şeylerdir)
Diğer taraftan aklıma hep şu geliyor dünyanın en zeki makinesi de olsak veri olmadan ne yapa biliriz?
Pekala veri nereden gelecek? Tabi ki geçmişten...İlla bizim geçmişimiz olmasa da başkasının da olsa geçmişten. bu ham veriyi işleyerek belki biz eski biz olmuyoruz...
Neyse çok uzattım, beni yazının ilk bölüm itibariyle epey düşünmeye itti..(Blog'umdan kısmına kadarki yer özellikle)