Kendimce Düşünceler - 62: Arada Kalmışlıklarımızı Sevelim
İkilemi sorun etmemek. ☀️ Aşk Üzerine Kısa Bir Yazı. ✍️ Beşli Çağrışım: "Dünya Kupası -> Zainichi Korelileri" 💭 Oku: "Azrail'i Beklerken" 📚 İzle: "Queen of Chess" 🎬
☀️ Başlarken
Kendimce Düşünceler’in 62. sayısından herkese merhaba!
Arada kalmanın türlü yolları vardır. Hissettiklerinizle dilinizden dökülenler farklı olabilir. Kendinizi iki kutuptan birine ait hissetmeyebilirsiniz. Sınırlarınızı test ederken bazen yaşamınızın amacı konusunda bile arada kalmanız mümkün. Her sayıda arada kalmayı sorun etmeden kendi yaşamıma şahitlik edebilmenin yollarını arıyorum. İki haftada bir bu arayışa dahil olmak isterseniz bu yayına abone olmanız beni çok mutlu eder.
Her zamanki gibi sevgi ve şans yanınızda olsun. 🍀
Bir kuşağın okul öncesi eğitimi yerine geçen unutulmaz çocuk programı Susam Sokağı’nın en akılda kalan skeçlerinden biri 1978 tarihli “Arada Kaldım / I’m Between” isimli şarkının söylendiği bölümdür. Skeci hatırlamak isteyenler buradan izleyebilir.
Bu kısa bölümde Tony isimli bir muppet, bütün gün iki iri yarı canavarın arasında kaldığından yakınır. Çocuklara “arasında / between” edatını öğretmek için hazırlanan bu şarkıyı metaforik açıdan ele alırsak, buradaki tüylü, çirkin canavarların temsil ettiği başka kavramlar olduğunu da düşünebiliriz. Arasında sıkıştığımız hangi kavramlar, nesneler, insanlar, düşünceler var? Soruyu şöyle sorsak daha iyi:
Siz hangi canavarların arasındasınız?
Belirli bir koşul sağlanana kadar seçenek saydırılan sosyal medya gönderileri var ya. Hadi onlar gibi yapalım, biz de potansiyel arada kalmışlıklarımızı sayalım. Siz kendi arada kalmışlıklarınızı tanıyınca dur deyin:
Gitmeli mi kalmalı mı?
Bekleyip görmeli mi harekete mi geçmeli?
Rahatlık mı hürriyet mi?
Sükûneti bozmamalı mı avaz avaz bağırmalı mı?
Yanında olmak mı özlemek mi?
Sevmeli mi özgür mü bırakmalı?
Çocukluğum çok mu uzakta yoksa büyümek için geç mi kaldım?
Yalnız ve tavizsiz olmak mı birlikte ve tükenmiş olmak mı?
Çalışmalı mı azıcık daha yatmalı mı?
Düşlemek mi gerçekleştirmek mi?
Aslında en temel çelişkimiz, çoğu zaman arasında kaldığımız iki canavar, en yalın anlamıyla kendimiz ve dış dünyadır. Kendimizi geliştirmek, kendimizi düşünmek ve kendimize fayda etmek isteriz. Öte yandan dış dünyanın beklentileri ve ihtiyaçları da vardır.
İşte bu noktada hayat karşımıza her zaman seçimler çıkarıyor. Nezaket mi açıklık mı? Açlığı bastırmak mı tıka basa doymak mı? İşinize ekstra vakit ayırmak mı ailenizle zaman geçirmek mi? Nefes alıp verdiğiniz her an farklı kazançlar, farklı realiteler, farklı seviyeler içeren bir ihtimaller denizine can yeleksiz atlamış oluyorsunuz. Bir bilgisayar oyunu gibi en son kaydınızdan geriye dönme şansınız da olmadığı için herhalde en iyi yapılacak şey, işte bu arada kalmışlık ruh hâlinin normal olduğunu kabul etmek. Nasrettin Hoca’nın “sen de haklısın!” demesi gibi, zıtlıkların birliğini görmek, içinde yaşadığınız çatışmaları yargılamadan izleyebilmek gerek. İşin özü belki de şu rubaiden geçiyor:
İnanç ve kuşkunun arasında özlem duyduğumuz bir çöl uzanır.
Bilge kişi oraya eriştiğinde başını eğer.
Orada ne inanç vardır, ne kuşku.
Ne de bunların yeri orasıdır.1
Arada kalmanın normal, doğru ve yanlış görünenin ötesinde bir çayıra uzanmanın ise işin çıkış noktası olduğunu anlatmaya çalıştığım bu yazıyı okuduğunuz için teşekkürler. Hadi başlayalım.
✍️ Blogumdan
Her sayıda blogumdan bir pasaj paylaşıyorum.
Aşk Üzerine Kısa Bir Yazı
Kuş olsan yutak diyeceğim, öyle de değil ama böyle tam boğaz gibi de değil; neyse, işte oralardan karnına doğru bir sıcaklık yürür bazen. Vücut ısın hatırı sayılır derecede artar. Yanakların da kızarmıştır. Konuşamazsın zaten. Bir soruya cevap vermen gerekiyorsa daha beter saçmalarsın. O an beynin tekinsiz bir ev gibidir. Düşüncelerinin kapısı gıcırdayarak açılır; seslendiğinde tek duyduğun yankıdır. Ayakta durabiliyorsan öyle kalmak daha iyi, oturmaya çalışırken düşen çok olmuştur. Kahkahalarında seviye sorunu yaşayabilirsin, kendini tutamayabilirsin. O an zincirlerin sana pek kırılası gözükür. Duvarların yıkılası, engellerin aşılası, tüm evet/devam/kabul et butonlarına basabilmenin possible olduğu; bıraksalar dev adımlarla turlayıp gelebileceğin küçük bir dünyada yaşıyorsundur artık.
💭 Beşli Çağrışım
Her sayıda beşli çağrışım isimli bir oyun oynuyoruz. Oyunun amacı, birbiriyle başlangıçta ilintisiz görünen iki kişi veya kavramı beş maddede buluşturmak. Bu sayıda Dünya Kupası’ndan yola çıkarak Zainichi Korelileri’ne ulaşıyoruz.
Dört yılda bir düzenlenen FIFA Dünya Kupası organizasyonlarının yirmi üçüncüsü şu anda Meksika, Kanada ve ABD ev sahipliğinde yapılıyor. Ülkemiz de tarihinde üçüncü defa katılıyor.
Modern futbolun mucidi sayılan ve her turnuvaya favoriler arasında çıkıp sonunda hüsrana uğrayan İngiltere’nin kupaya ulaştığı tek yıl kendi evlerindeki 1966 yılı olmuştu. Batı Almanya’ya karşı kazandıkları finalde kaydettikleri üçüncü golün çizgiyi geçip geçmediği son altmış yılın en büyük tartışmalarındandır.
Tartışmalı bir golle kupaya uzanan İngiltere, tam 20 yıl sonra 1986 finalini Diego Maradona’nın eliyle attığı gol ile kaybedecekti. Futbolun adaleti olsa gerek.
İngiltere’nin 1966 finaline gelmesine katkıda bulunan sürpriz bir mill takım var. Kuzey Kore milli takımı tarihinde ilk defa katıldığı turnuvada beklenmedik biçimde İtalya’yı turnuva dışına iterken, favorilerden Portekiz’e çeyrek final maçında üç gol atarak, yarı finalde İngiltere’nin karşısına yorgun çıkmalarına neden oluyor.
Kuzey Kore futbol milli takımında kendi ülkesinde yaşayan vatandaşları dışında bir de 1945 öncesi doğup daha sonra Japonya’ya göçen etnik grup yer alıyor. Zainichi Korelileri denilen bu topluluk, dört yüz bin kişilik nüfusuyla ülkenin Çinli göçmenlerden sonra en büyük ikinci azınlık grubu. İki ülke, iki kimlik, iki aidiyet arasında kalmış bu grubun hikâyesi bu sayının ruhuna yakışıyor.
Bu sayıda beşli çağrışımı şöyle yaptık:
Dünya Kupası → İngiltere / 1966→ Diego Maradona / Tanrı’nın Eli → Kuzey Kore → Zainichi Korelileri
Siz de ilk ve son adımların arasında kendi istediğiniz gibi çağrışım yaparak yorumlarda paylaşabilirsiniz. Beşli çağrışım önerileriniz için abonelere açık olan sohbet bölümüne beklerim.
📚 Okuduklarım
Her sayıda, okuduğum kitaplardan biri için Goodreads’e yazdığım incelemeyi paylaşıyorum.
Azrail'i Beklerken
Persepolis isimli başyapıtı ile tüm dünyanın tanıdığı İran asıllı grafik roman sanatçısı ve yönetmen Marjane Satrapi 4 Haziran’da ışıklara yürüdü. Ailesi ölüm nedenini “üzüntü” olarak açıklarken, aklıma tabii yazarın 2004 tarihli bir başka grafik romanı olan Azrail’i Beklerken geldi. Devrim öncesinde geçen hikâye, yazarın büyük amcası, aynı zamanda da ülkenin en meşhur tar virtüözlerinden olan Nasır Ali Bey’in kırılan enstrümanının ardından yaşama isteğini yitirip öylece ölümü beklediği haftayı anlatan müthiş bir eserdir. Nasır Ali, bu bir haftalık dönem boyunca, sonu kötü biten ilk aşkı, gelip geçen yaşamı, ülkesi ve ailesi hakkında düşünür. Kitabın orijinal ismi olan Poulet aux prunes (Türkçe: Erikli tavuk) iki gün yemek yemedikten sonra acıkan başkarakterin, annesinin yaptığı en güzel yemeği hatırlamasına istinaden verilmiştir. Hayat da tıpkı erikli tavuk yemeği gibi, besleyici ve sağlam temelli iken bazen şekerli bazense ekşi bir tada sahip olabilir. Nasır Ali’nin kitaptaki hikâyesinin gerçek hayatta Marjane’yi de bulması tesadüf mü? Kim bilir. Kitabın artık basımı yok, ancak ikinci el olarak bulmanız mümkün. Öneririm.

🎬 İzlediklerim
Her sayıda, izlediğim film veya dizilerden biri için yazdığım bir incelemeye yer veriyorum.
Queen of Chess
Satranç sporunun elit seviyesindeki oyunculara grandmaster (büyük usta) ünvanı verilir. Sporun uzun tarihi boyunca bu ünvanı alan pek çok oyuncunun arasında özel bir yeri olan üç kız kardeş var. Susan, Sofia ve Judit Polgár 1989 öncesi sosyalist Macaristan Halk Cumhuriyeti’nde doğmuş ve bir eğitim psikologu olan babaları László tarafından satranç ustası olmak üzere özel olarak yetiştirilmişler. Evde eğitim görmüşler ve bütün hayatları satranç olmuş. 1988’de Selanik’teki satranç olimpiyatlarında ülkelerine altın madalyayı getirdikten sonra dünyaya da açılan kız kardeşlerin hikâyesini anlatan 2026 tarihli belgesel filmimiz Queen of Chess, özellikle de en küçükleri ve açık ara en başarılıları olan Judit’e odaklanıyor. Satranç dünyasında ezelden beri egemen olan erkek hakimiyetini sarsan, cinsiyet bariyerini yerle bir ederek tüm dünyada genç kızların bu spora başlaması için bir çeşit idol olan Judit Polgár’ın, 1984-2005 yılları arasında dünyanın satrançta bir numarası olan Garry Kasparov ile olan çetin mücadelesini belgeselden çok bir kurgu film gibi izletiyor. Judit yıllar geçtikçe ilginç bir biçimde rakibini aşılması gereken bir dağdan ziyade, kendisi gibi bir insan olarak görmeye başlıyor. Yönetmen Rory Kennedy’nin bu güzel filmini izlerken aklıma ister istemez, soğuk savaş öncesi kadın satranç dehası başkarakteri ile bir kurgu hikâye olan Queen’s Gambit mini dizisi geldi.
Her iki yapımı da Netflix üzerinden izleyebilirsiniz.
✨ Kapatırken
Kendimce Düşünceler, sadık bir dost gibi, iki haftada bir pazar sabahları 09:00 sularında e-postalarınızdaki yerini alıyor.
İlham veren düşünceler, film ve kitap önerileri içeren bu yazılar birikir.
Kaçırmamak için abone olabilirsiniz.
Keyif aldıysanız kalp simgesine (❤️) tıklayarak beğenilerinizi gönderebilir, bültenin hemen altına yorum ekleyebilirsiniz (💬).
Paylaşmak isterseniz restack butonunu kullanarak (🔁) ve aşağıdaki butona tıklayarak Kendimce Düşünceler bültenini paylaşabilirsiniz.
Geçen sayıya buradan göz atabilirsiniz:
Görüşmek üzere, sevgiyle kalın! 👋
Mevlânâ’ya atfedilen bu cümleler vaktiyle oğlu Sultan Veled aracılığıyla aktarılıyor. İngilizce en popüler çevirisinde anlamın oldukça kaydığını fark ederek, birkaç ayrı versiyonundan yararlanmak üzere kendi anladığım gibi Türkçeleştirdim.








Ah o canavarlar yok mu? Şunu mu yapsam bunu mu etsem? E sec iste birini değil mi? Cık, bir seçim yaparken aklım seçemediğim diğerinde 😅 ama neyse son seçimimden memnunum, elveda paralel evrendeki diğer versiyonum, merhaba kendim 😍
Yine harika bir yazı. Dantel gibi farklı konuları işlemek ve bir potada eritmek herkesin harcı değil, en azından benim değil. Pazar yazılarının tiryakisi oldum adaşım 😊👏👏👏