Kendimce Düşünceler - 63: Bir Romanda Okumuştum Buna Benzer Bir Şeyi
Dünyayı güzelleştiren hikâyeler. ☀️ Gri Mahalle. ✍️ Beşli Çağrışım: "Kadir İnanır -> Erdener Abi" 💭 Oku: "Selvi Boylum Al Yazmalım" 📚 İzle: "Euphoria" 🎬
☀️ Başlarken
Kendimce Düşünceler’in 63. sayısından herkese merhaba!
Beynimiz, yeni kavramları başka kavramlara benzeterek anlamlandırmaya eğilimli. “Tıpkı, sanki, gibi” kelimeleri anlam inşa ederken en büyük yardımcılarımız. Peki bir kavramdan da öte, bir hikâyeyi de başka bir hikâyeye benzeterek anlamak mümkün mü? Her sayıda dünyayı güzelleştiren sayısız hikâyeden payıma düşenleri birbirine bağlamaya çalışıyorum. İki haftada bir bu hikâyeleri beraber hatırlamak isterseniz bu yayına abone olmanız beni çok mutlu eder.
Her zamanki gibi sevgi ve şans yanınızda olsun. 🍀
En sevdiğim hikâyeler, kangurunun kesesi gibi içinde bir başka hikâyecik saklayanlardır. Edebiyatta buna gömülü anlatı deniyor. Dıştaki hikâye akarken içteki küçük hikâye ansızın beliriyor; temayı güçlendiriyor ve görevini tamamlayınca sessizce çekilip yerini yeniden ana anlatıya bırakıyor. Gelin bunu bir şarkının içinde arayalım.
Tamirhaneye gelen zengin kadına âşık olan tamirci çırağını dinlerken, anlatıcı bizi bir anda o parlak kapaklı romanın içine götürüyor. Nasıldı geçiş?
“Bir romanda okumuştum buna benzer bir şeyi
Cildi parlak kâğıt kaplı pahalı bir kitaptı
Ne olmuş, nasıl olmuşsa âşık olmuştu genç kız
Yine böyle bir durumda tamirci çırağına”
O küçük hikâye boşuna anlatılmaz. Asıl anlatının ne söylemek istediğini daha görünür kılmak içindir. Karaca da romandaki masalsı ihtimali, tamirci çırağının gerçekliğiyle yan yana getirerek sınıf meselesini görünür kılar. 1975 tarihli şarkıdan elli bir yıl sonra şarkıyı şimdi yazsaydı usta müzisyen acaba sınıf atlamaya çalışan işçiler için şu dörtlüğü de ekler miydi?
“Kafeinsiz kahveyle gezsen de
Krediyle elektrikli araca binsen de
Pijamayla toplantıya girsen de
İşçisin sen, işçi kal”
Şarkılar ve şiirler gibi kısa anlatılardan, masallara, filmlere, romanlara ve piyeslere kadar her türde gömülü anlatıma rastlayabiliyoruz. Bazı eserleri belki bu yüzden diğerlerinden fazla hatırlıyoruz.
Bence en ilginç iç içe hikâyeler ise yaşarken karşılaştıklarımız. Kendi hayatımızı yaşarken, diğer bir deyişle kendi öykümüzü anlatmaya çalışırken bazen başkalarının hayatına öykünüyoruz. Daha mutlu, daha zengin, daha özgür, daha zinde, daha cazip, daha kalabalık, daha, daha, daha… Dahalarımız bitmediği için kendi öykümüzü bir anda kesip yeni ve köksüz bir öyküye başladığımızda da esasında bir başkasının hayatını yaşamış oluyoruz. Tabii her hikâyenin bir sonu var. Çoğunun da bir kürkçü dükkânına dönüşü. İşte tam burada insanın aklına şu soru geliyor:
Acaba bu yaşadığımız ödünç hayat ana öykümüzü güçlendirdi mi, yoksa odağımızı dağıtıp temamızı belirsizleştirdi mi?
Gömülü anlatı tekniğini şarkılardan örnekleyip yine ve yeniden hayat denilen bu özel öyküye bağladığım bu yazıyı okuduğunuz için teşekkürler. Böyle iç içe öyküler barındıran sizin hatırladığınız hangi şarkılar var? Aklınıza gelenleri yorumlara yazarsanız nefis bir antoloji yaratmış oluruz.
Hadi başlayalım.
✍️ Blogumdan
Her sayıda blogumdan bir pasaj paylaşıyorum.
Gri Mahalle
O kadar yol yürüdüm, bir tek çiçekçiye rastlamadım.
"Etrafına bak!”
Ağaçların köküne kireç damlamış. Kömür kaçak, nefes almak zor.
Güvercinler bile gitmiş buradan, yalnız çöplük martıları kalmış.
Alçaklarda kan kokusu var; sokak aralarında çamaşır ipleri, güneş yüzünü saklıyor.
Buranın veletleri bile zalim. Birinin gafliklerine el konuyor, zorbanın kafasına bir taş düşüyor. "Kim attı lan onu?” diyor. Adaletin cebinden kaydı.
Gece olunca yıldız kaydı. Bulutlu gece, bulutlu gözleri, bir genç kadın, bohçasını deşmiş çocukluğunu saklıyor.
Kapı gıcırtısı burna anason üflüyor. Kabullenmişlik beşinciye gebe, beli sızlıyor.
Orada ne arıyorum?
Ne yana baksam tuğla ve temeller; apartman yavruları, hiçbir vakit çıkılmayacak ikinci katları bekleyen zayıf iradeli gecekonduları baştan çıkarıyor.
Gri, tüm endamı ile çevreyi sarmış.
Şimdi ne yapayım?
💭 Beşli Çağrışım
Her sayıda beşli çağrışım isimli bir oyun oynuyoruz. Oyunun amacı, birbiriyle başlangıçta ilintisiz görünen iki kişi veya kavramı beş maddede buluşturmak. Bu sayıda Kadir İnanır’dan yola çıkarak Erdener Abi’ye ulaşıyoruz.
Bu hafta üzücü bir haber aldık ve Türk sinemasının en büyük jönlerinden biri olan Kadir İnanır’ı kaybettiğimizi öğrendik. Allah rahmet eylesin.
Usta oyuncuyu başrol oynadığı pek çok yapımla hatırlayabiliriz. Uyanık Kardeşler’deki muzip hâliyle de, örneğin Tatar Ramazan’daki ciddi oyunuyla da beğeni toplasa da; herhalde Türkan Şoray ile başrol oynadığı filmlerin yeri ayrıdır. En meşhurlarından biri 1976 tarihli Osman Seden filmi Devlerin Aşkı olsa gerek.
Bülent Oran’ın senaryosunu yazdığı film günün sonunda iyi oynanmış bir melodram olsa da, herhalde bugün ayrı bir paye vermemizin en büyük sebebi Cahit Berkay’ın bestelediği harika film müziği. Sanatçı, o dönem Atıf Yılmaz’ın tabiriyle “seyircinin ıslıkla eşlik edebileceği” pek çok unutulmaz film müziğine imza atmıştı. Dinleyince hatırlayacaksınız.
Cahit Berkay’ın kurucusu olduğu Moğollar grubunun ise 1976’da dağıldığını ve 1993 yılında tekrar bir araya geldiğini biliyor musunuz? Grup 17 yıl ayrı kaldıktan sonra Leman Dergisi’nin ön ayak olduğu bir imza kampanyası sonucunda büyük bir konserle sahnelere geri dönmüştü.
Kampanyayı başlatan karikatürist Kaan Ertem 2021 yılında yalnızca 53 yaşındayken aramızdan ayrıldı, geride ise binlerce kare çizgi bıraktı. İçlerinden en sevdiğim, akıl danışmaya gelen saçma sapan tipleri tek cümleyle geri püskürten sakin güç Erdener Abi’ydi.
Bu sayıda beşli çağrışımı şöyle yaptık:
Kadir İnanır → Devlerin Aşkı → Cahit Berkay → Moğollar / Leman Dergisi → Kaan Ertem / Erdener Abi
Siz de ilk ve son adımların arasında kendi istediğiniz gibi çağrışım yaparak yorumlarda paylaşabilirsiniz. Beşli çağrışım önerileriniz için abonelere açık olan sohbet bölümüne beklerim.
📚 Okuduklarım
Her sayıda, okuduğum kitaplardan biri için Goodreads’e yazdığım incelemeyi paylaşıyorum.
Selvi Boylum Al Yazmalım
Kırgızistan’ın çıkardığı en büyük yazar olan Cengiz Aytmatov’un uzun öyküsü Selvi Boylum Al Yazmalım’ı anmak istedim bu sayıda. Tabii finaliyle kendi başına bir efsane olan filmi gördükten yıllar sonra öyküsünü içimde garip bir hisle okumuştum. Filmle kitap arasında anlatımı değiştiren ilginç bir nüans var. Öykünün çoğunluğu İlyas’ın gözünden anlatıldıktan sonra, son bölümde anlatım Baytemir’e (filmde Cemşit) geçiyor. Asel ise (filmde Asya) yalnız konuşma ve davranışlarıyla tasvir ediliyor. Oysa film kanlı canlı bir Türkan Şoray iç sesini, sevginin ne olduğunun tartışıldığı o insanın içine bir yere dokunan cümlecikleri araya sokar, İlyas al yazmalısına veda etmeden hemen önce (hatırlamak isteyenler için link). Bir de kitapta kamyoncuların direksiyon salladığı Tien Shan Dağları’nın (bizdeki ismiyle Tanrı Dağları) ve aşmaya çalıştıkları zorlu geçidin de adeta bir başka karakter gibi etkili anlatıldığını söylemeliyim. Bir solukta okunacak, direkt tavsiye edilecek bir eser.

🎬 İzlediklerim
Her sayıda, izlediğim film veya dizilerden biri için yazdığım bir incelemeye yer veriyorum.
Euphoria
Rain Man, Good Morning Vietnam, Sleepers ve Wag the Dog gibi filmleriyle zülfü yâre dokunmaktan vaktiyle hiç çekinmemiş olan yönetmen Barry Levinson’ın oğlu Sam Levinson için “armut dibine düşmüş” desem yeridir. Yönetmen ve senarist olarak imza attığı en önemli iş olan HBO dizisi Euphoria’yı üçüncü sezonunda klasik bir tragedya havasında bitirirken, inanç, aile, sevgi ve bağımlılık dörtgenini güzelce kuruyor. Hemen her bölümde izleyenleri metafor yağmuruna tutmasının yanı sıra farklı duyguların arasında da gezdiriyor. Euphoria sert bir dizi, rahatsız etmekten çekinmeyen, tersine bunu arzulayan bir tarafı var. Başını Zendaya’nın çektiği oyuncu kadrosunun, kara mizaha göz kırpan çok sayıda noktada sarsılmayan gerçekçi oyunculuğunu takdir etmek gerekiyor. Bu açıdan Breaking Bad’i de yer yer andırdığını söyleyebilirim. Levinson, final bölümündeki düello sahnesini çekerken, tıpkı çağdaşı pek çok genç yönetmen gibi, Tarantino’dan oldukça etkilenmiş görünüyor. Ziyanı yok, çünkü Tarantino da büyük usta Sergio Leone’den etkilenmişti. Dizinin finalinin muhafazakâr diyebileceğim bir son ile bağlanmasını bir miktar garipsesem de, bir tür duygusal arındırma yaşatmayı da bunca yıl midesi kaldırarak izleyen seyircilerine borç bilmiş diye düşünüyorum. Bu açıdan dikkatlice öneririm. HBO Max üzerinden izleyebilirsiniz.

✨ Kapatırken
Kendimce Düşünceler, sadık bir dost gibi, iki haftada bir pazar sabahları 09:00 sularında e-postalarınızdaki yerini alıyor.
İlham veren düşünceler, film ve kitap önerileri içeren bu yazılar birikir.
Kaçırmamak için abone olabilirsiniz.
Keyif aldıysanız kalp simgesine (❤️) tıklayarak beğenilerinizi gönderebilir, bültenin hemen altına yorum ekleyebilirsiniz (💬).
Paylaşmak isterseniz restack butonunu kullanarak (🔁) ve aşağıdaki butona tıklayarak Kendimce Düşünceler bültenini paylaşabilirsiniz.
Geçen sayıya buradan göz atabilirsiniz:
Görüşmek üzere, sevgiyle kalın! 👋






