Kendimce Düşünceler - 64: Değişme İhtiyacın Aslında Kabul Edilme Arayışı Olabilir
Kabul edilmeye değersin. ☀️ Sonsuzluk ve Bir Gün. ✍️ Beşli Çağrışım: "Vichy Fransası -> Merak" 💭 Oku: "Bir Kol Hikâyesi" 📚 İzle: "Ahlat Ağacı" 🎬
☀️ Başlarken
Kendimce Düşünceler’in 64. sayısından herkese merhaba!
Psikolog Carl Rogers’ın Kişi Olmaya Dair kitabında yazdığı şöyle bir cümle vardır:
İlginç paradoks şudur: Kendimi olduğum gibi kabul ettiğimde, değişmeye başlarım.
Oysa yaygın inanış değişmek için eski benliğimizden cüzzamlı gibi kaçmanın yeğ olduğu yönündedir. Hâlbuki değişim isteği zannettiğimiz şey çoğu zaman kabul görme isteğidir. Dış dünyanın sizi kabul edebilmesi için öncelikle kendinizin kabul edilmeye değer olduğuna inanmanız gerekir. Her sayıda kendi kendimizi manipüle etmeden kabul edilebilir olduğumuza inanmanın yollarını arıyorum. İki haftada bir siz de bu öz sevgi yolculuğuna katılmak isterseniz bu yayına abone olmanız beni çok mutlu eder.
Her zamanki gibi sevgi ve şans yanınızda olsun. 🍀
Cameron Crowe’un 1996 tarihli filmine ismini de veren başkarakter Jerry Maguire, sporcu menajerliği mesleğiyle ilgili bir anlam arayışına girdikten sonra, elinde kalan tek sporcuyla her şeye yeniden başlamak zorunda kalır. Menajerliğini üstlendiği Amerikan futbolcusu Rod Tidwell (Cuba Gooding Jr. tarafından Oscar ödüllü bir performansla canlandırılmıştı) harika istatistiklere sahiptir, ancak takımı ona hak ettiği kontratı vermek istemez. Ta ki insanların Rod’u gerçekten gördüğü bu sahneye kadar. Gelin ne olup bittiğini hatırlayalım.
Jerry’yle kader ortaklığı yapan Rod, iyi bir aile babası, kaliteli bir sporcu ve düşündüğünü saklamayan bir mutlak doğrucudur. Ancak takımı onu boşboğaz bir star özentisi ve kuru kuruya rakamlar toplamı olarak görür. Günlük hayatında renkli giyim tarzı, hızlı müzik zevki ve eşine duyduğu aşk ile insanları etkileyebilen Rod sahadayken her şeyini vermesine rağmen adeta görünmezdir. Ancak bir gece maçında sakatlık riskini göze alarak yaptığı touchdown (Amerikan futbolunda gol) sonucu boynunun üzerine düşerek baygınlık geçirir. İzleyicilerin nefesini tuttuğu birkaç dakika sonucunda uyanan oyuncu, eğlenceli gol sevinciyle bir anlamda ikinci hayatını da kutlarken, hem seyircilerin hem de takımın gönlünü kazanır. O geceden sonra artık insanlar yalnızca istatistiklerini değil, Rod'u konuşmaya başlar. Maksimum kontratını garantilediğini ve kendisiyle beraber menajeri Jerry’yi de kurtardığını söylemeye gerek yok tabii.
Peki Rod’un görünür olmasını sağlayan şey insanların sempatisini kazanmak mıydı yoksa gerçekten kim olduğunu göstermesi miydi?
Kendimizle ilgili varsayımlarımız bazen bizi çift taraflı bir aynanın içine hapseder. Şunu düşündüğünüz bir seferi hatırlayın:
“Elimden gelen her şeyi yapıyorum ama yine de olmuyor. İnsanlar beni görmüyor.”
Belki de sorun insanların bizi görmemesinden ziyade bizim yalnızca görülmeyi beklememizdir, ne dersiniz? Memnuniyetsizliğimiz kendimize zarar verecek boyutta bizi için için yer. Zamanla bizi daha kırgın, daha savunmacı insanlara dönüştürebilir. Oysa aslında yapmamız gereken insanların duygularına karşı görünür olmak, kalbimizi açmak olabilir mi?
Saint-Exupéry’nin Küçük Prens’inde tilkinin sırrı da böyle değil miydi:
İnsan gerçekleri sadece kalbiyle görebilir. En temel şeyi gözler göremez.
Görünür olmak ile gerçekten görülmek arasında da böyle bir fark vardır. Ölümden döndükten sonra insanlar Rod’u ilk kez gerçekten gördüler. Onun duygularıyla bir anlığına da olsa hemhâl oldular. Sevincini, heyecanını, gururunu yüreklerinde hissettiler. Jerry de yıllarca havalı menajer rolü yaptıktan sonra mutluluğu ancak tamamlanmamış olduğunu kabul ettiğinde bulmamış mıydı zaten?
Kendin olmak denilen şeyin aslında kalbinin kilitli hücresinin kapısını açmaktan geçtiğini anlattığım bu yazıyı okuduğunuz için teşekkürler. Hadi başlayalım.
✍️ Blogumdan
Her sayıda blogumdan bir pasaj paylaşıyorum.
Sonsuzluk ve Bir Gün
O sabah yataktan kalkmıyorum. Yaşamak yerine, günümü bir anlatıcıdan dinlemeyi tercih ediyorum:
"Reçel, peynir ve beyaz ekmekten oluşan kahvaltısını her sabah olduğu gibi büyük lokmalarla bitirdi. Saçlarını bir türlü yatıramadığı için binmesi gereken otobüsü kaçırdı. Taksi olasılığını bir kalemde geçti. Geç kalmayı önemsemezdi.
Karşısındakini dinlediği anlaşılsın diye başını yana eğerdi. Öğleden sonra eski filmlerden bahsetti. Tespitleri yeterince komikti. Bir kafede sade soda içti. Tavla atmayı gönülsüzce kabul etti. Rekabetten nefret ederdi.
Akşamını telefonuna bakarak geçirdi. Başkalarının hayatlarını izlemekten hazzederdi. Uykuya giderken sevilmeyi düşledi. Düşlerinde ağlamayı pek severdi."
💭 Beşli Çağrışım
Her sayıda beşli çağrışım isimli bir oyun oynuyoruz. Oyunun amacı, birbiriyle başlangıçta ilintisiz görünen iki kişi veya kavramı beş maddede buluşturmak. Bu sayıda Vichy Fransası’ndan yola çıkarak merak kavramına ulaşıyoruz.
Fransız İhtilali’yle cumhuriyet ilan edildikten sonra Fransa, tekrar kurulan imparatorluklardan derebeylik düzenlerine, yine ve yeniden cumhuriyetlerin kurulmasına kadar süren uzun bir demokrasi yolculuğu geçirdi; daha da bitmiş sayılmaz. Nazi işgali altında Vichy kentinde kurulan bir çeşit Damat Ferit hükümeti olarak Vichy Fransası bunlara kötü bir örnek.
Fransa’nın kurtuluşu Normandiya Çıkarması sonrası Charles de Gaulle’ün komutayı ele alması ve iki yıl sonra ilan edilen Dördüncü Cumhuriyet ile gerçekleşti.
Tabii bu aralıkta gerçekleşen Cezayir Savaşı mevcut hükümetleri istikrarsız hale getirdi ve 1958’de ilan edilen Beşinci Cumhuriyet’le De Gaulle bu defa başkan olarak tekrar başa geçti. İktidarı altında aldığı aksiyonlardan biri 1966’da Fransa’yı NATO’nun entegre askeri komuta yapısından çıkarmak olacaktı. Ülkenin tekrar entegre komuta yapısına girmesi 2009’da Sarkozy hükümeti altında olacaktı.
Dilimizde bu askeri teşkilat ile karışan bir de deyim var. Söz dinlemez, laf anlamaz kişiler için kullanılan “Nato kafa nato mermer” deyimi, aslında Rumca’dan Türkçe’ye geçmiş “náto (işte o) kefalí (kafa) náto mármari (mermer)” sözünün birebir karşılığı.
Komşu coğrafyaya bizim de hediye ettiğimiz birçok güzel kelime var. Bence en güzeli Türkçe’deki merak kelimesinden alıntılanan Rumca meraki kelimesi. Bizde “bir şeyi yapmaya, anlamaya yönelik düşkünlük, heves” anlamına gelen sözcük, geçtiği dilde “bir işi sevgiyle ruhunu katarak yapmak” anlamını almıştır.
Bu sayıda beşli çağrışımı şöyle yaptık:
Vichy Fransası → Charles de Gaulle → Beşinci Cumhuriyet / Entegre askeri komuta → Nato kafa nato mermer / Diller arası geçen kelimeler → Meraki / Merak
Siz de ilk ve son adımların arasında kendi istediğiniz gibi çağrışım yaparak yorumlarda paylaşabilirsiniz. Beşli çağrışım önerileriniz için abonelere açık olan sohbet bölümüne beklerim.
📚 Okuduklarım
Her sayıda, okuduğum kitaplardan biri için Goodreads’e yazdığım incelemeyi paylaşıyorum.
Bir Kol Hikâyesi
Perulu yazar Ricardo Sumalavia'nın kısa romanı Bir Kol Hikâyesi, üç kollu bir adamın ölümüyle açılıyor. Bu son derece ilginç başlangıç, okuyucu olarak sizi sessizce içine çeken bir aile hikâyesine dönüşüyor. İlerledikçe eksik kalan hatıralar, kuşaktan kuşağa aktarılan sırlar ve tanıdık insanlar arasındaki görünmez mesafeler belirginleşiyor. Böyle anlatınca bir aile draması gibi geliyor ancak romanın yer yer sert, bilerek hoyratça yazıldığını da söylemeliyim. Yalnızca 85 sayfa olmasına rağmen kitap kapandıktan sonra zihinde dolaşmayı sürdürüyor. Bir insanın hayatına ne kadar yakından bakarsak bakalım, göze çarpan parçaların (buradaki metafor fazladan bir kol) derin olmayan ağırlığı yüzünden, gözden kaçan bir parçanın her zaman var olabileceğini hatırlatıyor. Güney Amerika edebiyatıyla ilgilenenler için bakılabilecek bir eser. Öneririm.

🎬 İzlediklerim
Her sayıda, izlediğim film veya dizilerden biri için yazdığım bir incelemeye yer veriyorum.
Ahlat Ağacı
Doğu dizisinin üçüncü sezonu hoş bir sürprizle beraber geldi. Komedyenin hayatını değiştirdiği belli olan 2018 tarihli Ahlat Ağacı filminde birlikte çalıştığı usta yönetmen Nuri Bilge Ceylan, bir yan karakter olarak, hem de Bir Zamanlar Anadolu’da filminin doktor başrolü Muhammet Uzuner tarafından canlandırılarak diziye giriş yaptı. Hazır HBO Max platformu da yönetmenin eserlerinden kısa filmler de dahil olmak üzere yapılan seçkiyi öne çıkarmışken, filmi incelediğim bir yazıyı revize ederek sizlerle paylaşmak istedim.
Ahlat Ağacı, Nuri Bilge Ceylan’ın favori temaları olan şehirli insanın yalnızlığı, insan-doğa ekseninde köy-kasaba-taşra-kent çelişkisi üzerine yine düşündürdüğü; diğer filmlerinden ziyade Kış Uykusu’na hem biçim hem de diyalog bolluğu anlamında benzeyen, üç saati dolu dolu geçiren ve bitmesin istenen bir film. İzledikten sonra ilk yorumum, oyunculardan alınan performans anlamında komedilerden alışık olduğumuz aktörlerin çok daha gerçek ve tatmin edici olduğu yönündeydi. Taşralı yazar rolünde köprüdeki meşhur tiradında yıldızlaşan Serkan Keskin dışında, başrol Doğu Demirkol ve özellikle baba karakterini canlandıran Murat Cemcir doğal ve inandırıcı portreler çiziyorlar. Bunun dışında Ahlat Ağacı’nın diğer Ceylan filmlerinden bir farkı bence, atanamayan öğretmenler konusunu olayın merkezine almasından, doğudaki askerlik, polislik görevlerine vurgusundan, filmin birkaç yerinde televizyona kulak vermesinden, piyangocu abinin alışveriş listesinden de hareketle janr olarak toplumsal gerçekçiliğe kayması. Filmdeki Yılmaz Güney göndermeleri de bu yanıyla daha çok anlam kazanıyor. Yönetmen bu toplumcu yaklaşımını Kuru Otlar Üstüne filminde de sürdürmüştü. Her iki filmi de öneririm.

✨ Kapatırken
Kendimce Düşünceler, sadık bir dost gibi, iki haftada bir pazar sabahları 09:00 sularında e-postalarınızdaki yerini alıyor.
İlham veren düşünceler, film ve kitap önerileri içeren bu yazılar birikir.
Kaçırmamak için abone olabilirsiniz.
Keyif aldıysanız kalp simgesine (❤️) tıklayarak beğenilerinizi gönderebilir, bültenin hemen altına yorum ekleyebilirsiniz (💬).
Paylaşmak isterseniz restack butonunu kullanarak (🔁) ve aşağıdaki butona tıklayarak Kendimce Düşünceler bültenini paylaşabilirsiniz.
Geçen sayıya buradan göz atabilirsiniz:
Görüşmek üzere, sevgiyle kalın! 👋






