☀️ Başlarken
Kendimce Düşünceler’in 68. sayısından herkese merhaba!
Veriler, raporlar, istatistikler, yorumlar ve sonuçlar aracılığıyla algıladığımız dünya, kararlarımız için giderek daha kısıtlı bir alan bırakıyor. Bir noktadan sonra, bu kendinden emin enformasyon yığını, bizleri karar vermekten çok, zaten verilmiş kararları onaylayan bir konuma iter. Gerçek kararlar tecrübeye, sezgiye ve güvene dayanarak verilir; kararın sonuçları ise açık yüreklilikle göğüslenir. İşte böylesi kararların en iyisi değişmeye yönelik kararlardır. Her sayıda değişime güvenle yürüyebilmek için yollar döşüyorum.
Bu yollara bir taşı da beraber koymak isterseniz bu yayına abone olmanız beni çok mutlu eder.
Her zamanki gibi sevgi ve şans yanınızda olsun. 🍀
Wolfgang Becker’in 2003 tarihli filmi Good Bye Lenin, temelde değişimin etkileri üzerine bir hikâye. Daniel Brühl’ün canlandırdığı başkarakterimiz Alex, Berlin Duvarı yıkılmadan hemen önce komaya giren, sıkı da bir aktivist olan annesinin sağlığı için Soğuk Savaşı alıştıra alıştıra bitirdiği bir alternatif tarih yazıyor. Bu senaryoda Doğu Almanya’nın başına geçmesi için uygun gördüğü kozmonot Sigmund Jähn kılığına soktuğu bir taksi şoförüne ise finalde halka sesleniş konuşması yaptırıyor. Bu hayalî konuşmanın sonunda, başka bir hayat kurmaya hazır insanlardan söz edilen şu bölüm benim için unutulmaz:
Bu insanlar başka bir hayat istiyor. Televizyonların, video kayıt cihazlarının ve otomobillerin her şey demek olmadığının farkındalar.
Yalnızca iyi niyetleri, harekete geçme azimleri ve umutlarıyla bambaşka bir hayat kurmaya hazırlar.
Esasında hikâyenin ilginç bir çelişkisi var. Alex, annesini değişimden korumaya çalışırken bir yandan da onun için değişmiş bir dünya kuruyor. Paylaştığım monolog biraz da bu bağlamda bana aşağıdaki karikatürü hatırlatıyor.
“Kim değişim istiyor?” sorusuna herkes el kaldırırken, “Kim değişmek istiyor?” sorusuna çıt çıkmıyor.
Acaba istediğimiz başka hayatlara uygun başka insanlar olmaya hazır mıyız?
Yoksa aslında istediğimiz ne başka bir hayat ne de başka insanlar, yalnızca başka bir hayat standardı mı?
Joshua Fields Millburn ve Ryan Nicodemus’un popülerleştirdiği modern minimalizm akımından çıkmış şu cümleyi de hatırlamadan geçmeyelim:
İnsanları sevin, eşyaları kullanın. Çünkü bunun tersi hiçbir zaman işe yaramaz.
Peki her değişim isteğimiz, dahası değişimin kendisi iyi ve gerekli midir?
Alıntıların bolca konuştuğu bu yazının finali Mevlâna’ya atfedilen şu sözle olsun isterim:
Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istiyordum.
Bugün bilgeyim, kendimi değiştiriyorum.
Hadi bu sayının sayfalarını birlikte çevirelim.
✍️ Kelimelerimiz
Her sayıda zengin dilimizin az bilinen bir güzel kelimesini tanıtıyorum.
Esbabımucibe
Bu kelimeyi hayatta yeterince kilometre yapmış dostlar iyi bilir, ancak ilk defa duyanların da çıkarsaması mümkün. Sebep kelimesinin çoğulu olan esbab kelimesini tanıyabilirsiniz. Mucibe ise icap kökünden türüyor ve gerektirici şey anlamına geliyor. Esbab-ı mucibe biçiminde bir yazımı da bulunan Arapça kökenli bu bileşik sözcüğün dilimizdeki anlamı “gerekçe”. Bir sözün, bir fikrin, bir davranışın esbabımucibesini gönül rahatlığıyla anlatamıyorsanız öyle söylemeyi, öyle düşünmeyi, öyle davranmayı sürdürmeyin.
💭 Beşli Çağrışım
Her sayıda beşli çağrışım isimli bir oyun oynuyoruz. Oyunun amacı, birbiriyle başlangıçta ilintisiz görünen iki kişi veya kavramı beş maddede buluşturmak. Bu sayıda Cumhuriyet Bayramı’ndan yola çıkarak Şişli’ye ulaşıyoruz.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’mız kutlu olsun! Bizlere laik cumhuriyetimizi armağan eden Mustafa Kemal Atatürk’ü sevgi, saygı ve şükranla anıyorum.
Ülkemizin kurucusu, cumhuriyet devriminin ışığı olmasının yanı sıra tarih boyunca gelmiş geçmiş en önemli Türk subaylarından da biri olan Mustafa Kemal Paşa, 1921 tarihli Sakarya Meydan Muharebesi’nde başkomutan olarak gösterdiği başarı ile ulusun kaderini değiştirmişti. Bunun ayrıntılarını bir başka yazıda anlatırım.
Not: Aşağıdaki videoyu sesli izlemenizi öneririm.
Bu muharebenin ardından TBMM tarafından kendisine mareşallik ve gazilik ünvanı verilmişti. İslamiyet’e geçişten sonra Türklerde önemli bir titr olarak kabul edilen, tarih boyunca kimi hükümdarlar tarafından da kullanılan Gazi ünvanının hükümdar veya ona bağlı bir makam tarafından değil de, doğrudan doğruya bir meclis tarafından verilmesine dikkat etmek gerekiyor.
Bir de tabii işin halk boyutu var. Atatürk için gazilik ünvanının bir tamlaması diyebileceğim biçimde Halâskârgazi ünvanı da sıkça kullanılır. Bu kelimenin Türkçemizdeki tam karşılığı kurtarıcı gazidir. Ülkenin kurtuluşu halk tarafından unutulmamıştır.
İstanbul’un işgal altında olduğu yıllarda annesi ve kardeşiyle Şişli’de tuttukları bir evde kalan Mustafa Kemal Paşa’nın anısına, evlerinin önünden geçen caddeye de Halaskargazi Caddesi ismi verilmiştir.
Bu sayıda beşli çağrışımı şöyle yaptık:
Cumhuriyet Bayramı → Sakarya Meydan Muharebesi → Gazi → Halâskârgazi → Şişli
Siz de ilk ve son adımların arasında kendi istediğiniz gibi çağrışım yaparak yorumlarda paylaşabilirsiniz. Beşli çağrışım önerileriniz için abonelere açık olan sohbet bölümüne beklerim.
📚 Okuduklarım
Her sayıda, okuduğum kitaplardan biri için Goodreads’e yazdığım incelemeyi paylaşıyorum.
Benim Gözümden Dünya
Tarihin en önemli bilim insanlarını saysak, herhalde görelilik kuramının sahibi Albert Einstein’ı ilk üç sıranın dışında bırakmayız. A.B.D.’ye göç ettikten sonra seçme makalelerinden derleme biçiminde yayımladığı bu kitabında ise bilim insanı Bay Einstein’ın kuramlarından çok, dünya insanı Albert’ın barış, insanlık, ahlak ve siyaset üzerine görüşlerini dinliyoruz. Einstein'ın barışçılığında ve ahlak anlayışında Kant'ın düşünceleriyle paralellikler bulabiliriz. Özellikle milletler üstü bir cemiyet kurulması fikri, her iki düşünürde de karşımıza çıkıyor. Kitapta, Einstein ile Bavyera Bilimler Akademisi arasındaki karşılıklı yazışmalar özellikle dikkate değerdi. Kitabı okurken aklıma Meg Ryan ve Tim Robbins'in başrollerini paylaştığı 1994 yapımı romantik komedi I.Q. geldi. Filmde Walter Matthau, yeğeni için çöpçatanlık yapan Albert Einstein'ı canlandırıyordu. Kitap bir oturuşta okunabiliyor, öneririm.

🎬 İzlediklerim
Her sayıda, izlediğim film veya dizilerden biri için yazdığım bir incelemeye yer veriyorum.
Ted Lasso
Spor türündeki filmleri severim, özellikle de takım sporlarıyla ilgili olanları. Hoosiers, Any Given Sunday ve Moneyball gibi çok iyi örnekleri vardır; hemen tümünün izleği de potansiyelin performansa dönüşümü üzerinedir. Bunun gerçekleşebilmesi için başkarakterlerimizin önce kendilerini dönüştürmeleri gerekir.
Bir Amerikan futbolu koçu İngiltere Premier Ligi’ndeki bir futbol takımının başına geçerse ne olur? Başkarakterimizin ismiyle müsemma olan Ted Lasso, bu basit soruya cevap verir gibi yaparken aslında izleyiciyi Glee veya Ally McBeal gibi masalsı televizyon mucizelerine benzer biçimde iyi hissettirmekle meşgul. Başroldeki Jason Sudeikis bir dönem SNL’de de sergilediği iyi oyunculuğuyla karakteri üç boyutlu hale getiriyor. Bu yıl kaybettiğimiz Anthony Head’i (Buffy the Vampire Slayer sevenler için Giles) kısıtlı ekran süresinde de olsa görmek ayrı bir keyif oldu. Dizinin yaklaşık yarım saatlik bölümleri hiç bitmesin istiyorsunuz. Müzikten, edebiyattan ve popüler kültürden beslenen bu yapım bence platformlarda ulaşabileceğiniz en orijinal işlerden biri. Apple TV+ üzerinden izleyebilirsiniz.

✨ Kapatırken
Kendimce Düşünceler, sadık bir dost gibi, iki haftada bir pazar sabahları 09:00 sularında e-postalarınızdaki yerini alıyor.
İlham veren düşünceler, film ve kitap önerileri içeren bu yazılar birikir.
Kaçırmamak için abone olabilirsiniz.
Keyif aldıysanız kalp simgesine (❤️) tıklayarak beğenilerinizi gönderebilir, bültenin hemen altına yorum ekleyebilirsiniz (💬).
Paylaşmak isterseniz restack butonunu kullanarak (🔁) ve aşağıdaki butona tıklayarak Kendimce Düşünceler bültenini paylaşabilirsiniz.
Geçen sayıya buradan göz atabilirsiniz:
Görüşmek üzere, sevgiyle kalın! 👋







Michael Jackson’ın “If you wanna make the world a better place, take a look at yourself and make that change” sözlerini her zaman çok sevmişimdir. Bu yazı da bana yine bu şarkıyı hatırlattı.
Cumhuriyet Bayramı’mız kutlu olsun 🎈
Goodbye Lenin'i ilk çıktığı zamanlarda izlemiştim ve çok sevmiştim. İlginçtir 10 yıllık dönemlerde tekrar keşfediliyor. Hatırlattığın için teşekkürler, TV+ ve HBO da varmış. Bir kavanoz turşu eşliğinde tekrar izleyeyim :)