☀️ Başlarken
Kendimce Düşünceler’in üçüncü sezonunun ilk sayısından herkese merhaba!
Sezon araları bana Hemingway’in yazmayla ilgili şu sözünü hatırlatıyor:
Hâlâ gücünüzün olduğu ve bir sonraki adımda ne olacağını bildiğiniz bir yere gelene kadar yazarsınız ve durup ertesi gün tekrar başlayana kadar yaşamaya çalışırsınız.
Sevgili dostlar, yazmak da yaşamak gibi emek isteyen bir uğraş. Yaz döneminde verdiğim bu molada geçmiş yazılarımı derleyip toparlayarak sizlere sunduğum Kendimce Düşünceler Arşivinden serisi sayesinde yazıyla temasımı kaybetmemek bana ayrı bir enerji verdi. Olumlu geri dönüşleriniz için çok teşekkürler. Bu sayıyı dar bir zamanda, içimdeki motivasyonu yeniden çağırarak yayımlıyorum. İyi niyetle yapılan her şeyin sonucunun er ya da geç iyi olacağını bilerek yetiştirildim. Bu yolculuk, vakit ayırıp okuyan, yorumlayan, paylaşan sizlerle güzel. Şimdiden harika bir üçüncü sezon için sizlere teşekkür ediyorum.
Her zamanki gibi sevgi ve şans yanınızda olsun. 🍀
2022 tarihli Everything Everywhere All At Once filminde Michelle Yeoh’un canlandırdığı, vergiyle başı dertte bir çamaşırhane işletmecisi olan başkarakter Evelyn Wang, yaşam boyunca seçmediği tüm olasılıkların oluşturduğu gerçeklikleri gezerek çoklu evreni kurtarmaya çalışır. Bir olasılıkta eşi Waymond ile ünlü birer oyuncu oldukları ancak evli olmadıkları bir gerçekliğe giderler. Waymond şöyle der:
Bir başka hayatta, seninle birlikte sadece çamaşır yıkamak ve vergilerle uğraşmak isterdim.
Waymond Wang karakterine can veren Ke Huy Quan, bu rolle Oscar ödülünü kazanmadan neredeyse kırk sene önce “Indiana Jones and the Temple of Doom” filminde fırlama velet Short Round karakteriyle kalpleri kazanmış bir çocuk oyuncuydu. Seçimleri ve tesadüfler birleşmeseydi birçok çocuk oyuncu gibi o da aktörlüğe devam etmezdi, nitekim uzun yıllar ekran önünde hiç yer almamıştı.
Herkes gibi Quan’a da şu soru sorulmuştur elbet:
Büyüyünce ne olacaksın?
Ben ilkokuldayken mimar olmak isterdim. “Büyüyünce ne olacaksın?” konulu kompozisyonlarıma şöyle havalı başlıklar atardım: “Mimari Denen Sanat”. Sinema dergisiyle tanıştığım ortaöğretim boyunca geleceğe dair hedefim sinemacı olmaktı. Lisede şu anki mesleğim olan bilgisayar mühendisliğine gitmeyi kafaya koydum. Oysa lise son sınıfta “kendinizi on yıl sonra nerede gördüğünüzü hayal edin” konulu kompozisyonumda ödüllü bir yazardım. Öğretmenlik aileden geldiği için hep masada olan bir seçenekti zaten. Beri yandan anaokulunda en büyük hayalim uzay polisi olmaktı. Soruyu şöyle sormalılarmış:
Büyüyünce neler olacaksın?
Tıbbın gelişmesiyle uzayan insan ömrü, teknolojinin getirdiği bunca imkân içinde acaba birden fazla renge sahip olmayı da cazip hâle getirir mi? Çok fonksiyonlu pişiriciler gibi doğramayı da, hamuru yoğurmayı da, pilavı karıştırmayı da, pilici çevirmeyi de uyum içinde öğrensek fena mı olur? Acaba farklı alanlara merak salmayı hiçe sayıp yalnızca dikey uzmanlaşmaya odaklanmak bir süre sonra uzmanlık alanımızda bile sığlaşmamıza yol açar mı?
Bertolt Brecht'in en yakın çalışma arkadaşlarından, besteci Hanns Eisler'in (merak edenler için Brecht'in birlikte çalıştığı bir diğer besteci de Kurt Weill) şu meşhur sözünü hatırlayalım:
Yalnızca müzikten anlayan biri aslında müzikten de hiçbir şey anlamaz.
Kendimize koyduğumuz sanal sınırları yıktığımız, öğrenme ve gelişmeyi hiç bırakmadığımız, büyüyünce ne olacağımızı düşünmek yerine Peter Pan gibi peri tozumuzu serpip uçmaya başladığımız gelecek güzel günleri selamlıyorum.
Hadi gelin sezonun ilk sayfasını sevgiyle çevirelim.
✍️ Kelimelerimiz
Her sayıda zengin dilimizin az bilinen bir güzel kelimesini tanıtıyorum. Bu sezon başlattığım bu bölümü beğeneceğinizi umarım.
Neşvünemâ
Arapça neşv (filizlenme, gelişme) ve nemâ (büyüyüp çoğalma) kelimelerinin Farsça ü (ve) bağlacı ile birleşmesinden oluşan bu sözcüğün Türkçemizdeki anlamı adı üstünde büyüyüp gelişmek. Neşvünemâ bulmak biçiminde de kullanılan sözcüğü ben çok severim, çünkü her kullandığımda aklıma ilkbahar gelir. Doğa gibi biz insanlar da neşvünemâ buluruz, her zaman baharı beklemek de gerekmez. Merak edenler için kelimenin İngilizce karşılığı da pek güzel bir sözcük olan “flourish”.
💭 Beşli Çağrışım
Her sayıda beşli çağrışım isimli bir oyun oynuyoruz. Oyunun amacı, birbiriyle başlangıçta ilintisiz görünen iki kişi veya kavramı beş maddede buluşturmak. Bu sayıda İoanna Kuçuradi’den yola çıkarak Storm’a ulaşıyoruz.
Geçtiğimiz cuma günü ülkemizden çıkmış en büyük filozoflardan biri olan İoanna Kuçuradi’yi kaybettik. Tesadüfe bakın ki İoanna Hoca doksan yıl önce tam da bugün dünyaya gelmişti. Işıklar içinde uyusun.
Kuçuradi, insan ve etik üzerine kurduğu felsefesinin yanında Immanuel Kant’ın Pratik Aklın Eleştirisi gibi önemli bazı eserlerini de Türkçeye çevirmişti.
Aydınlanma çağının en önemli düşünce insanlarından olan Kant’ın popülerleştirdiği bir söz var: “Sapere aude”. Anlamı: “Düşünmeye cesaret et”. İnsanların, otoriteyi körü körüne takip etmek yerine kendileri adına düşünmeleri gerektiğini anlatır.
Kant'ın bireyin kendi aklını kullanması çağrısından, otoriteye karşı bireysel ve toplumsal başkaldırıyı merkezine alan iki filme sıçrayabiliriz. İlki François Truffaut’nun 1959 tarihli yeni dalga klasiği 400 coups, diğeri ve daha sert olanı ise Lindsay Anderson’ın 1968 tarihli distopyası If.... oluyor.
Yatılı okul öğrencilerinin otoriteye başkaldırısını anlatan film, son dönemde fırtına gibi esen Gener8ion şarkısı Storm'u çağrıştırdı. Romain Gavras’ın çektiği kısa film tadındaki klibi ve özellikle müthiş dans koreografisiyle hafızalardan çıkmayacak şarkının VMA törenindeki canlı performansını aşağıda paylaşıyorum. Sosyal medyayı saran AI taklitlerinin yanına bile yaklaşamadığı bu müthiş koreografiyi mutlaka izleyin.
Bu sayıda beşli çağrışımı şöyle yaptık:
İoanna Kuçuradi → Immanuel Kant → Sapere aude → If.... → Storm
Siz de ilk ve son adımların arasında kendi istediğiniz gibi çağrışım yaparak yorumlarda paylaşabilirsiniz. Beşli çağrışım önerileriniz için abonelere açık olan sohbet bölümüne beklerim.
📚 Okuduklarım
Her sayıda, okuduğum kitaplardan biri için Goodreads’e yazdığım incelemeyi paylaşıyorum.
Gerçeklikle Müzakere – Tekteker Üzerinde Bir Yıl
Norveç edebiyatına yakınlığımı bu yazıda ayrıntılarıyla anlatmıştım, okumak isteyenleri oraya da beklerim. Erlend Loe, Doppler romanı başta olmak üzere herhalde en sevdiğim Norveçli yazar. Gerçeklikle Müzakere kitabının merkezinde bu defa bir kurgu karakter değil, ayrıksı yazarın kendisi var. Loe 50 yaşını geçtikten sonra tek tekerlekli bisiklet kullanmaya başlıyor. Kitapta Loe’nin tektekeri adeta yabani bir atı ehlileştirir gibi kendi bedeninin ritmine alıştırışını izliyoruz. Kitap mevsimlere ayrılmış bir denemeler bütünü. Ancak bence türüne gezi yazısı da diyebiliriz, çünkü yazar Oslo’nun filmlerde de pek yer verilmeyen lokasyonlarını cadde ve sokak ayrıntılarına kadar aktarıyor. Doppler serisinden alışık olduğumuz esprili dili her cümlesine sirayet ediyor. Örneğin tekerleği kalın bir tektekere geçtikten sonra yaşadığı güç hissini, “tektekerlerden oluşan bir ordu olsa bu model araçları kullanırdı,” diyerek anlatması beni bir hayli güldürdü. Kitapta yazarın kişisel arşivinden pek güzel doğa fotoğrafları da bulacaksınız. Sevenlerine, dünyayı bir defa da bu farklı pencereden izlemek isteyenlere öneririm.

🎬 İzlediklerim
Her sayıda, izlediğim film veya dizilerden biri için yazdığım bir incelemeye yer veriyorum.
Pluribus
Tüm zamanların en iyi dizileri denince pek çok kişinin listesine Breaking Bad dizisi de üst sıralardan giriyor. Sinema yönetmen, tiyatro ise yazar sanatıyken, dizileri de herhalde yaratıcı yapımcılarıyla özdeşleştirmek adil olacağı için Breaking Bad’in yapımcısı Vince Gilligan’ın yeni işleri tabii ki merak konusu oluyor. Gilligan’ın 2025’te fırtınalar koparan dizisi Pluribus’u, Apple TV+ sonunda ülkemize de geldiği için artık platform üzerinden izleyebiliyoruz.
İnsanlığın tümünün sürü zihniyle birbirine bağlandığı bir gerçeklikte, nedeni bilinmeyen biçimde sürü zihnine bağışıklığı olan başkarakterimiz Carol Sturka’yı konu ediyor dizi. Kimilerine göre ütopya olan bu barış ve huzur hâli, iradeyi de ortadan kaldırdığı için kimilerine göre distopya. Dizi, Invasion of the Body Snatchers filminin şahikası olduğu bir bilimkurgu alt türü olan sıradan görünen insanların bir başka zihin tarafından kontrol edildiği istila senaryosunu alıp ters düz ediyor ve istilacıları protagonist, isyan eden başkarakteri ise antagonist yaparak başlıyor. Tempo olarak yavaş, ancak merak düzeyi yüksek bir yapım olduğunu söylemeliyim. Breaking Bad’den alışık olduğumuz kara mizahtan da nasibini almış. Carol gibi dünyanın dört bir yanına yayılmış bağışıklığı olan kişilerin arasında bir de Türk olduğunu belirtmek gerek. Bir ilginç anekdot da iki bölümün finalinde çalan şarkıların dilimizde olması. Uygulamanın dil ayarıyla oynamayın.
Yeni sezonu 2027’de bizlerle olacak olan diziyi bir dönemin merak uyandıran yapımlarını seven herkese gönül rahatlığıyla öneriyorum.

✨ Kapatırken
Kendimce Düşünceler, sadık bir dost gibi, iki haftada bir pazar sabahları 09:00 sularında e-postalarınızdaki yerini alıyor.
İlham veren düşünceler, film ve kitap önerileri içeren bu yazılar birikir.
Kaçırmamak için abone olabilirsiniz.
Keyif aldıysanız kalp simgesine (❤️) tıklayarak beğenilerinizi gönderebilir, bültenin hemen altına yorum ekleyebilirsiniz (💬).
Paylaşmak isterseniz restack butonunu kullanarak (🔁) ve aşağıdaki butona tıklayarak Kendimce Düşünceler bültenini paylaşabilirsiniz.
Geçen sayıya buradan göz atabilirsiniz:
Görüşmek üzere, sevgiyle kalın! 👋






Özlemişim taze yazılarını. Fıtından henüz çıkmış mis gibi ekmek tadında olmuş. Eline sağlık 👏👏👏